Chef, sadece iyi yemek yapan anlamında değildir. Sizlere sunulan o güzel yemeklerin arkasında çok büyük bir ekip var. Chef; bu ekibi yönetmek, iyi bir gözlemci, iyi bir arkadaş ve sanatkar olmak zorundadır. Yiyecek içecek sektörünün en önemli bireylerinden olan şefler, mutfaklarını bir şirket yönetir. Yemeğe olan saygıları çok büyüktür çünkü bilirler ki o yemeğin hazırlanması için gerekli olan ürünü üreticisi, çiftçisi kolay üretmiyor, emek var, alın teri var... İyi yemek yapabilmemiz için muhakkak ki iyi malzemeye ihtiyacımız var. İyi mal yoksa iyi yemek de yok. Başka bir deyişle çiftçi yoksa yemek yok, yemek yoksa gelecek yok. Bu kadar basit.
Kendine saygı duyan bir şefin iyi yemek yapabilmesi için iyi malzemeye ihtiyacı var. Kaliteli malzeme ile basit bir yemeği bile A noktasından B noktasına taşıyabilirsiniz. Yeter ki o ürün doğru üretilmiş, organik tohumdan çıkmış olsun. Malın iyisini bulduğunuz zaman da hem ürüne hem de o ürünü üreten firmaya sahip çıkılmanız lazım. Bu sahip çıkmayla o gıda alanındaki çiftçiyi de korumuş ve desteklemiş olursunuz.
Ürünün ve malın iyisini bulabilmek için onun arkasındaki üreticiyi, firmayı ve bu firmanın arkasındaki çalışan kadını, adamı, teyzeyi, amcayı görmek lazım. İşte biz Feast Gıda olarak tam da bunu yapıyoruz: 986 çalışanımızla birlikte doğaya saygı göstererek, doğanın kurallarına göre iyi ve kaliteli üretim yapıyoruz.
Feast olarak inanıyoruz ki; iyi beslenmek herkesin hakkı. Tohumun iyisinden, toprağın bereketlisinden gelen mahsul herkesin hakkı. Güvenilir ellerde yetişen, ilk günkü tazeliğinde sofraya gelen, hiçbir katkı maddesi eklenmeden organik büyüyen sebze herkesin hakkı. Güvenle çocuğuna yedirebileceği, organik olduğundan şüphe duymayacağı yiyecek her annenin hakkı. Biz de Feast olarak diyoruz ki; her anne çocuğuna organik yedirsin. Herkes organik yesin. Ve biz Feast olarak herkes organik yesin diye, organik sebzeleri ilk günkü tazeliğinde dondurup besin değerlerini kaybetmelerine fırsat vermeden, uygun fiyata sofralarınıza getiriyoruz.
Kullanacağı iyi malzemeyi bulmak o kadar da zor değil aslında. Hele bugün, internete girdiğimizde her istediğimiz bilgiye çok kolay bir şekilde ulaşabiliyoruz. Örnek olarak bir cep telefonu alırken saatlerce hatta günlerce araştırıyoruz. Bu zamanımızın bir kısmını da yiyeceğimiz ürünleri nasıl, nereden, ne zaman ulaşabilirim diye araştırmaya harcasak kendimize harika bir yatırım yapmış oluruz. Bunu yapabilirsek gerçekten malın iyisine, doğru üretici firmaya ulaşacağız. Aslında etrafımızda var. Feast olarak Türkiye’nin her noktasında biz varız. Biz tohumun iyisini, toprağın bereketlisini seçtik… Mahsul size tez yetişsin diye tarlanın fabrikaya en yakınını seçtik... Ege güneşiyle ısıtıp, son teknolojiyle dondurmayı seçtik… Paketleyip size getirmek için her şeyin en tazesini seçtik…
İyi bir şef nasıl olmalı diyorsanız, bence en başta iyi, kaliteli ve doğru bilgiye sahip olmalı. Pazardan gelen sebze ve meyveler biz şeflere ulaşana kadar uzun mesafeler kat ediyor. Sebze ve meyve hallerinde depolarda beklediği için besin değerlerinde ciddi oranda düşüş olduğunu biliyoruz. Çoğu şef artık dondurulmuş gıdayı tercih ediyor. Pazardan aldığınız sebze tazelik anlamında sizi cezbetse de dondurulmuş ürünlerin besin değerleri çok daha yüksektir.
Çalışan bayanlar için günümüz şartlarına bakacak olursak; iş temposu üstüne bir de ev temposu derken yemek yapmaya vakitleri kalmıyor. İşte tam da bu noktada Feast, dondurulmuş ürünleriyle ailelerin kurtarıcısı oluyor. Temizlenmiş, ayıklanmış, pişirmeye hazır, üstelik tüketiciye farklı miktarlarda paketlenmiş olarak sunuluyor. Genel kanaatin aksine dondurulmuş gıdalar mevsiminde hasat edildiği ve anında, ilk günkü tazeliğinde dondurulduğu için vitamin ve mineraller açısından çok zengin. Yakından bildiğim için gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; bizim Feast markamızın ürünlerinde gıda katkı maddelerine ve hiçbir koruyucu maddeye yer yok.
Ünlü Fransız filozof, gurme Brillat-Savarin der ki; “Gökyüzünde yeni bir yıldızı keşfetmektense sofrada yeni bir yemeği keşfetmek insanı çok daha mutlu eder.” Bu deyişi gerçek olarak kabul edersek, sofralarımız her daim bereketli olur.
BENZER YAZILAR
Marka İletişiminin İmgesel Gücü: Güzellik, Cesaret ve Ahlak
“Marka ile tüketici arasındaki duygusal bağ, değer temelli iletişimle nasıl kuvvetlendirilebilir?”Bugün aslında marka iletişiminin temelini oluşturan soru bu.Yani marka iletişimi yöneticileri ya da marka yöneticileri, markayı nasıl yansıtmalı ki...
Lezzet Artık Damakta Değil, Ekranda
Gastronomi dünyasında artık bir yemeğin kaderi yalnızca mutfakta değil, ekranda da belirleniyor. Sosyal medya, restoranların bilinirliğini artıran güçlü bir araç olmanın ötesine geçerek, lezzetin algılanış biçimini ve hatta üretim şeklini doğrudan...
Gayrimenkul Danışmanlığından Marka Mimarlığına
Gayrimenkul sektörü uzun yıllar boyunca metrekare, doluluk oranı ve kira geliri gibi ölçülebilir veriler üzerinden tanımlandı. Oysa bugün, özellikle alışveriş merkezleri söz konusu olduğunda, bu veriler artık tek başına anlam ifade etmiyor. Çünkü...
Termojenik Beslenme: Metabolizmayı Ateşleyen Beslenme Yaklaşımı
Vücudumuz gün boyunca yalnızca hareket ederken değil, dinlenirken bile enerji harcar. Bu enerji, bazal metabolizma, fiziksel aktivite ve termik etki (termojenez) yoluyla tüketilir. İşte “termojenik beslenme” kavramı, tam da bu noktada devreye...
Zayıflamanın Püf Noktaları
Pek çok kişi yılbaşıyla beraber büyük bir hevesle zayıflamaya gayret ederek diyete başladı ancak henüz daha kısa bir süre geçmesine rağmen pek çok kişide erkenden pes etti bile.Peki sıkı diyet yapmadan zayıflamak mümkün mü?.Neden pek çok...
Franchise Sözleşmelerinde Cezai Şart
Franchise sözleşmeleri, markanın itibarı, know-how’ı, ticari sırları ve operasyon standartlarının korunması bakımından özel nitelikli sözleşmelerdir. Sistem; tek tiplik, standart ve kalite bütünlüğü üzerine kurulu olduğu için, franchisor’ın...