Acil bir şekilde yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekmekte. Dünya nüfusunun her geçen gün arttığı günümüzde, dünyanın neredeyse yüzde 60’ı bizi doyurmak için kullanılıyor. Ağaçlarımızı kesiyoruz, alanlarımızı kısıtlıyoruz… Kimimizin ekmek kapısı kimimizin ise besin kaynağı olan hayvanları besleyebilmek için yapılan tarım bile risk altında. Yaşadığımız bu coğrafyada, sürekli artan tüketim için gün gittikçe sıkışıyoruz.
Nereye giderseniz gidin, ister kutuplara ister Avrupa’ya ister Afrika’ya, eninde sonunda bir yemeğin etrafında toplanıyoruz. İnsanlar ailesiyle, dostlarıyla beraber bir sofranın etrafında toplanıyor, sohbet ediyor, şarkılar söylüyorlar... Bu noktada hepimizin ortak ihtiyacı olan yemeği planlayarak yapmak çok önemli: Neye ne kadar ihtiyacım var? Gereğinden fazla mı kullanıyorum?
İnsanlar büyük megapollerde yaşadıkça doğa ile ilişkileri kopmaya başlıyor. Doğa ile ilişkiler koptuğu zaman maalesef yemekle olan ilişkiler de kopmaya başlıyor. Ve bugün birçoğumuz için rahatlıkla söyleyebilirim ki; doğayla bütün bağımız kopmuş vaziyette. Bu kopuklukla yemek yeme alışkanlığımız da doğal olarak değişiyor. Aslında bu çalışma şeklimizle birebir alakalı.
İş hayatı, çalışma saatlerinin uzun olması, stres… Daha önceleri günde 3 öğün yiyebilirken, günümüz şartlarında bu çok zor. Günde defalarca yemek yiyoruz, sık sık atıştırma halindeyiz… Güzelce oturup sağlıklı bir yemek yemeye uğraşmıyoruz. “Uyandım, kahvaltımı etmem lazım”, “öğlen oldu karnımı doyurmam lazım”… Artık bunlar değişti. Günümüzde pek çok yemek arkadaşlarımızla sosyalleşmek için yeniyor.
Bir alışverişe gidiyorsunuz, sonsuz ürün çeşidi var ve ürünleri raflardan almak çok kolay. Anneannelerimizin, dedelerimiz zamanında bu böyle değildi. İnsanlar besinlerini doğaya çıkılıp mevsiminde, ihtiyacı kadar toplayarak elde ediyorlardı. Üstelik zorluklara rağmen topladıkları ürünün her yerini kullanıyorlardı. Doğa anayla olan ilişkinin temeli de bu değil mi sizce? Yaşadığımız bu dünyada hepimiz bir bütünün parçasıysak o zaman doğaya o saygıyı göstermemiz gerekiyor. Marketlerden yiyecekleri kolayca alıp çantaya doldurabilmemiz bizi doğadan kopardı. Her yerde yemek var: Sokakta, sahilde, markette, benzincide bile var. Nereye baksak yemek, yemek, yemek! Gereğinden çok tüketiyoruz. Bu yüzden yemeğin nereden, nasıl geldiğini düşünmeden birçok insan onu sadece karın doyurmak için yiyor. İşte; “şu protein lazım, diyetisyen bunları yemelisin, şu kadar gram karbonhidrat, bu kadar gram protein” vs. Yediğimiz her şey bir zaman canlıydı. Sebzeler, meyveler, her türlü bitki canlıydı. Raftan bir paket aldığımızda bütününün neye benzediğini bile bilmiyoruz. Doğayla ilişkimiz koptukça gerçeklerden de koptuğumuz gibi, yemeğe olan saygımızdan da kopuyoruz. O yemeğin masaya, raflara ne kadar zor geldiğinin farkına varmamaya başlıyoruz. Sıradan bir ürün gibi görüyoruz. Tam da bu yüzden çok kolay ve kontrolsüz bir şekilde tüketiyoruz, çöpe atıyoruz.
Yaşadığımız bu gezegenden, insanoğlunu binlerce yıldır beslemiş olan bu dünyadan çok kopmuş durumdayız. Gezegenimizin her yerinden hayat fışkırıyor. Binlerce yıldır insanoğlu bu doğanın verdikleriyle hayatta kalabilmiş. Yaşadığımız şehirlerde olmadığımız veya başkaları bizim için paketli gıda üretmediği taktirde hayatta kalabilir miyiz? Bunu kendimize sormanın vakti geldi bence.
BENZER YAZILAR
Marka İletişiminin İmgesel Gücü: Güzellik, Cesaret ve Ahlak
“Marka ile tüketici arasındaki duygusal bağ, değer temelli iletişimle nasıl kuvvetlendirilebilir?”Bugün aslında marka iletişiminin temelini oluşturan soru bu.Yani marka iletişimi yöneticileri ya da marka yöneticileri, markayı nasıl yansıtmalı ki...
Lezzet Artık Damakta Değil, Ekranda
Gastronomi dünyasında artık bir yemeğin kaderi yalnızca mutfakta değil, ekranda da belirleniyor. Sosyal medya, restoranların bilinirliğini artıran güçlü bir araç olmanın ötesine geçerek, lezzetin algılanış biçimini ve hatta üretim şeklini doğrudan...
Gayrimenkul Danışmanlığından Marka Mimarlığına
Gayrimenkul sektörü uzun yıllar boyunca metrekare, doluluk oranı ve kira geliri gibi ölçülebilir veriler üzerinden tanımlandı. Oysa bugün, özellikle alışveriş merkezleri söz konusu olduğunda, bu veriler artık tek başına anlam ifade etmiyor. Çünkü...
Termojenik Beslenme: Metabolizmayı Ateşleyen Beslenme Yaklaşımı
Vücudumuz gün boyunca yalnızca hareket ederken değil, dinlenirken bile enerji harcar. Bu enerji, bazal metabolizma, fiziksel aktivite ve termik etki (termojenez) yoluyla tüketilir. İşte “termojenik beslenme” kavramı, tam da bu noktada devreye...
Zayıflamanın Püf Noktaları
Pek çok kişi yılbaşıyla beraber büyük bir hevesle zayıflamaya gayret ederek diyete başladı ancak henüz daha kısa bir süre geçmesine rağmen pek çok kişide erkenden pes etti bile.Peki sıkı diyet yapmadan zayıflamak mümkün mü?.Neden pek çok...
Franchise Sözleşmelerinde Cezai Şart
Franchise sözleşmeleri, markanın itibarı, know-how’ı, ticari sırları ve operasyon standartlarının korunması bakımından özel nitelikli sözleşmelerdir. Sistem; tek tiplik, standart ve kalite bütünlüğü üzerine kurulu olduğu için, franchisor’ın...