Ana Sayfa Sektörel Köşe Yazıları
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Türkiye’nin Üretim Modelini, Maliyet Yapısını ve İhracat Stratejisini Nasıl Yeniden Şekillendirecek?

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Türkiye’nin Üretim Modelini, Maliyet Yapısını ve İhracat Stratejisini Nasıl Yeniden Şekillendirecek?

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Türkiye’nin Üretim Modelini, Maliyet Yapısını ve İhracat Stratejisini Nasıl Yeniden Şekillendirecek?
Buğçe Ağca Buğçe Ağca
03 Şubat 2026

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), yalnızca çevresel bir araç değil; küresel ticareti, üretim süreçlerini ve rekabet dinamiklerini kökten yeniden yapılandıran sistemsel bir dönüşümün habercisidir. 2023’te başlayan geçiş dönemi ve 2026’da tam uygulama hedefiyle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Avrupa pazarına giren ürünlerde gömülü emisyonlar üzerinden karbon temelli bir fiyatlama rejimi kurmaktadır. Bu yaklaşım, iklim performansının maliyet ve kalite kadar kritik bir rekabet unsuru hâline geldiği yeni bir ticaret sistemine geçişi simgelemektedir. 

Mekanizma’nın ilk kapsamı demir-çelik, çimento, gübre, alüminyum, hidrojen ve elektrik sektörleridir. Türkiye sanayisinin merkezinde yer alan sektörleri doğrudan etkileyen bu regülasyon ticari alışkanlıkları kökten değiştirecektir. Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yarısının Avrupa Birliği’ne yöneldiği düşünüldüğünde, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Türkiye ekonomisi için tali bir düzenleme değil; ülkenin sanayi yapısını ve ihracat stratejisini temelden dönüştürecek bir eşik niteliğindedir. 

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında Türk ihracatçıları, ürün bazında emisyonlarını ölçmek, doğrulamak ve raporlamakla yükümlüdür. Daha önemlisi, üretim süreçlerinde ortaya çıkan karbonu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması sertifikaları satın alarak maliyetlerine dâhil etmek zorunda kalacaklardır. Bu durum, karbon fiyatını üretimin her aşamasına gömülü hâle getirerek emisyonları ölçülebilir ve kaçınılmaz bir maliyet unsuruna dönüştürecektir. Böylece “karbon ekonomisi”, politika çevrelerinin kenarında yer alan bir tartışma olmaktan çıkarak sanayi kararlarının merkezine taşınacaktır. 

Fiilen Bir Karbon Vergisi ile mi Karşılaşılacak yoksa İhracat Yasağı mı Gelecek? 

2026’da karbon fiyatlama aşaması başladığında regülasyon sonucu pratikte sınırda uygulanmaya başlanan karbon üzerine yeni bir vergi doğmuş olacaktır. Türkiye, Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi ile uyumlu bir ulusal Emisyon Ticaret Sistemi kurmadığı sürece, Avrupa Birliği’ne ihracat yapan firmalar ürünlerindeki gömülü karbon için ödeme yapmak zorunda kalacaktır. Böyle bir uyum sağlanmadığı takdirde Türk ürünleri, Avrupa Birliği’nde karbon fiyatlama rejimine zaten tabi olan Avrupalı rakipleri karşısında maliyet dezavantajıyla pazara girecektir. 

Karbon vergilendirmesinin yaratacağı etkinin en belirgin hissedileceği alan, enerji yoğun sektörlerdir. Fosil yakıtlara dayalı üretim yapan bir çelik üreticisi, ton başına ciddi karbon maliyetleriyle karşılaşacak ve bu durum ihracat fiyatlarını yükselterek rekabet gücünü zayıflatacaktır. Regülatif baskılar, Türkiye’de birçok firmanın yenilenebilir enerjiye geçişini, sanayi elektrifikasyon alışını, hidrojen bazlı çelik üretimi ve ileri verimlilik teknolojilerine yaptığı yatırımları neden hızlandırdığını açıklamaktadır. Yeni dönemde kaçınılan her emisyon birimi, doğrudan maliyet avantajına ve stratejik gerekliliğe dönüşmektedir. 

Mekanizma, açıkça amaçlanmış olsun ya da olmasın, Türkiye açısından fiili bir dışsal sanayi politikası niteliği taşımaktadır. Mekanizma, ülkeleri kendi iç düzenlemelerinden bağımsız 

şekilde daha temiz üretim modellerine yönelten güçlü bir teşvik sistemi yaratmaktadır. Türkiye için bu durum, uzun süredir ertelenen sanayi modernizasyonunun artık ekonomik sonuçlar doğurmadan geciktirilemeyeceği anlamına gelmektedir. 

İhracat stratejisi de bundan sonra köklü bir dönüşüm geçirecektir. Avrupa Birliği pazarında rekabet edebilmek, yalnızca fiyat ve kaliteyle değil, aynı zamanda şeffaf ve doğrulanabilir karbon performansıyla mümkün olacaktır. Düşük emisyonlu ürünler pazarda tercih edilirken, yüksek emisyonlu ürünler maliyet artışı nedeniyle elenme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu durum, hammadde tedarikinden nihai ürüne kadar tüm tedarik zincirlerinde kapsamlı karbon muhasebesi ve dijital izlenebilirlik ihtiyacını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Türkiye’de gelişmiş bir karbon veri ekosistemi oluşturulmasını zorunlu hâle getirerek firma düzeyinde ve sektör genelinde iş yapış biçimlerini yeniden şekillendirecektir. 

Uyum Sağlayan Rekabet Avantajını Kazanan Olacak 

Türkiye hızlı bir şekilde ulusal Emisyon Ticaret Sistemini devreye alır, yenilenebilir enerji kapasitesini artırır, sanayi için düşük karbonlu teknolojileri destekler ve geçiş sürecinde firmalara yönelik finansman araçlarını güçlendirirse, Mekanizma yalnızca bir uyum yükümlülüğü olmaktan çıkabilir. 

Aksine, karbon kısıtlı bir küresel ekonomide stratejik bir rekabet avantajına dönüşebilir. Türkiye’nin güçlü mühendislik kapasitesi, esnek sanayi yapısı ve ihracat odaklı firmaları, bu dönüşüm için sağlam bir temel sunmaktadır. Doğru politika tasarımı ve stratejik yatırımlarla Türkiye, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı bir uyum zorunluluğu olarak görmekten ziyade teknolojik yenilenme, enerji dönüşümü ve pazar çeşitliliği için bir kaldıraç olarak kullanabilir. 

Sonuç olarak Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Türkiye için tali bir düzenleme değil; yapısal bir dönüm noktasıdır. Ekonominin genelinde üretim modellerini, maliyet yapılarını ve ihracat stratejilerini yeniden tanımlayacaktır. Bu dönüşüme erken uyum sağlayan, karbon ölçümü, düşük karbon teknolojileri ve şeffaf tedarik zincirlerine yatırım yapan firmalar, ortaya çıkan karbon merkezli küresel ekonominin liderleri olacaktır. Gecikenler ise karbonun uluslararası ticaretin temel rekabet değişkenlerinden biri hâline geldiği yeni dönemde artan ekonomik risklerle karşı karşıya kalacaktır. 

BENZER YAZILAR