Toprak anadır, berekettir, paylaşımdır, çoğalmaktır

Yaşadığımız dünya sofra ile tarla arasındaki mesafenin çok açılmış olduğu bir dünya. Öyle bir dünyada, çoğu zaman bizim soframıza gelen ürünün sebze veya meyvenin, hangi koşullarda üretildiğini bilmiyoruz. Toprağa ne veriyorsak toprak onu bize geri verecek. Toprak, tohum birçok şeyin başlangıcı… İyi yemek, toprağı, doğayı ve insanları da iyileştirir…

Bu topraklar bize ne veriyorsa bizlerde ona bir şeyler vermek zorundayız. Toprak ve toprağın içindeki hayat bizler için çok önemli. Toprak veriyor ama biz aldığımız zaman bilinçli bir şekilde alıyor muyuz? Doğa mucizesini insanla paylaşırken, insandan da sahip olduklarını paylaşmasını bekler.  Bazen bir bolluğun içinde yaşarken değerini göremeyebiliyoruz. Hızlı ve kolay bir yaşam şekli bombardımanıyla karşı karşıyayız. Ağızlardan içeriye ne giriyor, kimse umursamıyor maalesef.

Şehirde yaşadıkça toprak ve doğa ile olan ilişkin kopuyor. Toprak ile ilişkin koptukça da yemekle de kopuyor maalesef. Düşünsenize, evinin balkonundaki saksıda yetiştirdiği küçük bir süs biberi veya süs bitkisini canlı tutmakta zorlanıyor çoğu şehirli. Yaşadığımız gezegen bizi binlerce senedir beslemiş olan bu dünyadan çok kopmuş durumdayız. Şehirde olmadığımız taktirde veya paketli gıda başkasının bizim için ürettiği gıda olmadığı taktirde hayatta kalamayız. Şehirlerdeki hayatlarımız değişiyor, doğal olarak yemek yeme alışkanlıklarımızda değişiyor. Yoğun iş hayatımız, çalışma tempomuz, çalışma saatlerimiz, home ofisler vs. çalışma şeklimize bağlı yemek yeme alışkanlıklarda değişiyor. Günde defalarca yemek yiyoruz, sürekli bir atıştırma halindeyiz. Yediklerimizin nerden geldiğini nasıl üretildiğini bilmiyoruz. Yiyecek bir şeyi kolay bulmamız doğayla olan bütün bağımızı koparmış vaziyette. Bir markete gidiyorsunuz sonsuz ürün çeşidi var. Raftan toplamak çok kolay… Bir yiyeceği atarken onun nereden geldiğini, nasıl üretildiğini ne kadar hatırlıyoruz?

Var olan zenginliği koruma, onu geleceğe taşımaktır

İhtiyacın kadar tüketmek mümkün. Dünyanın yüzde 40’ı bizi doyurmak için kullanılıyor. Hayvanlar için, hayvanları doyurmak için yapılan tarım, sebze, meyve için yapılan tarım… Nüfus artıyor, ağaçlarımızı kesiyoruz, iklim değişiyor ve gittikçe sıkışıyoruz. Sürekli artan da bir tüketim var. Tarım için kullanılan yöntemler, toprağa ve doğaya verdiğimiz gazlar, yaşadığımız bu gezegendeki iklimi muazzam bir şekilde kötü etkiliyor. İklim inanılmaz bir şekilde çok ama çok hızlı değişiyor. Gıdalarımızı üretmek için açtığımız tarım alanları maalesef bizim doğal yaşam alanlarımızı da yok etmekte. Bunun en büyük nedeni ise gıda üretim şeklimiz. Acil bir şekilde yemek yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz lazım. Her birey bir şekilde davranışını, tüketim alışkanlıklarını değiştirse zaten mesele çözülmeye başlar.

İnsanoğlu nerede yaşarsa yaşasın, en derinlerinde toprakla, doğayla yeniden buluşma arzusu hisseder ve taşır. Bunu görmeniz için yalnızca şehirdeki çocuklara bakmanız yeterli olacaktır. Beton bloklar arasında büyüseler de parka çıkıp boylarına uygun bir ağaç gördüklerinde doğal bir dürtüyle tırmanmayı denerler. Birçok insan gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için uğraşıyor. İçten gelen bir duygu var, gelecekteki çocuklarımıza nasıl bir fayda sağlarım diye… Karşılığında hiçbir şey beklemeden yapıyorlar. Bir şekilde toprağa, doğa anaya geri vermek istiyor. İçinden geliyor ve nerden geldiğini, niye olduğunu da bilmiyorum ama keşke daha fazla olsa. Bizler sahip çıkmazsak, gelecek nesillerin sahip olacağı bir şey kalmayacak ellerinde. Bu topraklarda doğanlar, başka coğrafyadan göçenler, göçerken yolda bıraktıkları, yolunu değiştirenler, bizden önce doğumu kutlayanlar, sofralar kuranlar, ekimi hasadı kutlayanlar Anadolu’nun ambarında ne varsa hepsi bizim kültürümüz. Bizden önce ateş yakanlar, toprağa, doğaya dua edenlerin hepsi Anadolu toprakları demekti. Hepsi uygarlık demekti. Var olan zenginliği koruma, onu geleceğe taşımaktır. Yaşadığımız toprakların bizlere ödünç bıraktığı eşsiz mirası geleceğe taşımak zorundayız.

Güneşin her gün yeniden doğduğunun farkında ve her doğduğunda yeni bir şey yapacağını, en azından dün yaptığını bugün daha farklı yapmak zorunda olduğunu bilen birisi olmak zorundayız.