“Sanayi” Değildir O; “Sana-İyi”dir,Sanayi Olsa Dur(A)mazsın

Nisan ayında, Takvim Etkisinden Arındırılmış Sanayi Üretiminin, 2021 Yılı Birinci Çeyreğinde, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %12,3 artış gösterdiğini ve bir önceki çeyreğe göre; yine Mevsim ve Takvim Etkilerinden Arındırılmış Sanayi Üretiminin ise %2,6 arttığını gururla söyleyen resmi makamlara katılmamak mümkün değil (!)

Öyle ki; bakınız bunu destekleyen bir görüş de “Doktor Kıyamet” olarak bilinen, dünyaca ünlü yatırım danışmanı ve fon yöneticisi Marc Faber’den gelmiş. Faber; “Yatırım dünyasında en önemli şey ucuza alıp, pahalıya satmaktır. Ama iş icraata gelince birçok kişi tereddüt ediyor. Bu çok doğal… Çünkü tarım, emtia, değerli metaller, ya da bonolarda fiyat düşükse, temelde bir sorun var demektir. Türkiye pazarına baktığımda; Türk lirasının geçmişe göre değer kaybettiğini görüyorum. Türk lirasının diğer para birimlerine kıyasla en az değer biçilen para birimi olması; Türkiye’nin dünyadaki diğer pazarlar arasında daha zayıf bir noktada olmasını bize açıklıyor. Kurlardaki yüksek oranlı artışlara rağmen; yüzde 1,8 büyüyen bir ekonomide, 2018 ve 2019 yılında gerileyen yatırımların, 2020 yılında güçlü bir artış göstermesi ve bu artışın makine ve teçhizat boyutunda yüzde 20’yi aşması bizleri ümitlendirmiştir” diyor ve “Türkiye’de sanayi sektörü ve bankalar diğer ülkelere kıyasla çok daha iyi işletiliyor” diyerek ekliyor.

Pandemi boyunca, özellikle ciro yönetimi alanında ‘çeviklik’ üzerine açıklamalar yapan dünyaca ünlü danışmanlık şirketi Simon-Kucher&Partners, Türkiye’deki özel sektörün gelişmekte olan ekonomilere göre daha iyi bir performans gösterdiğine dikkat çekerek; “Türk şirketleri birçok gelişmiş ülkenin özel sektörüne kıyasla, organizasyon olarak daha çevik ve daha tutarlı davranabiliyor. Dünya geneli ve Türkiye için baktığımızda birçok sektörün kayıp yaşadığı doğru, fakat asıl fark yaratan şirketler, ilk kayıp sonrası daha hızlı geri dönüş yapabilenler oldu” diyor. Zaten bunun tersi, bu coğrafyanın sanayicisi için başka türlü de olamazdı…

Senelerdir odağımı ve uzmanlık alanımı değiştirmeden; dikeyde, sadece ve sadece sanayi ve üretim alanlarında çalışan bir danışman olarak, şu sıralar üretim kapasitesi olarak büyük diyebileceğimiz hangi sanayici ile konuşsam, yaptıkları üretim alanlarından ve sektörlerinden bağımsız olarak söyledikleri tek bir şey var o da; “Türkiye büyük montanda tüm hammaddeyi ihraç ediyor, bu sebeple şu anda demir, çelik, metal, sac, plastik, ambalaj, kimya ve türevi tüm ve diğer ana hammaddeleri bulmak çok zor. Hammadde olarak stokçuluk çok arttı, hatta pek çok hammadde satın almaları nakit dönmeye başladı veya çeklerin vade farkları %2’lerden %3-%4’lere çıkmaya başladı ve bizler de haliyle; 2020 senesinin sonunda yapmış olduğumuz hem üretim bütçe planlarını hem de stratejik kaynak yönetim planlamalarımızı 2021’in 2. yarısı için buna göre revize etmek zorunda kaldık” diyorlar.

Pandemi sürecinin, sürdürülebilir büyüme ve istihdam açısından sanayi sektörünün önemini çok açık bir şekilde ortaya koyduğu böylesine bir ortamda; sanayicinin artan döviz kuru ile her cephede mücadelesi, hammadde problemi, teşviklerin azlığı, iş ve işçi maliyetlerindeki artış, önceden alınmış ihracat siparişlerindeki “termin taahhütlerinin” baskısı ve sadece ülkemiz özelinde değil; global olarak da neredeyse her hafta değişen pek çok farklı politik ve ekonomik parametreleri de işin içine katacak olursak; elbette sanayi üretimi, 2021 Yılı Birinci Çeyreğinde, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %12,3 artış gösterir (!) Çünkü geçen sene Kasım ayında 650 dolar/ton olan sac fiyatının Haziran 2021’deki güncel fiyatı 1350 dolar/ton. Ve Faber’in “Kurlardaki yüksek oranlı artışlara rağmen; yüzde 1,8 büyüyen bir ekonomide, 2018 ve 2019 yılında gerileyen yatırımların, 2020 yılında güçlü bir artış göstermesi ve bu artışın makine ve teçhizat boyutunda yüzde 20’yi aşması bizleri ümitlendirmiştir” demesi elbette ki öyle olmak zorunda kalınmasından kaynaklanıyor.

Çünkü üretici, iç piyasaların; bayram- pandemi- hafta sonu- 17 gün kapanması ile birlikte hızlı tüketim haricindeki sektörlerde yaşanan talep azlığı sebebi ile ihracat yapmaya yönelmesi ile rekabet avantajı ve sürdürülebilir tedarik sağlayabilmesi adına eline geçen tüm sermayesini makine ve teçhizata yatırmak zorunda kaldı…  Ve tabi ki burada, Simon-Kucher&Partners’ın söylediği “Türk şirketleri birçok gelişmiş ülkenin özel sektörüne kıyasla, organizasyon olarak daha çevik ve daha tutarlı davranabiliyor” sözlerine de katılmamak mümkün değil… Çünkü Hindistan gibi yüksek oranda büyüyen ülkelere dışarıdan bıraktığımızda; Türkiye’deki özel sektörün geri dönüşü, gelişmekte olan ekonomilere göre daha iyi bir performans gösterdi. Pandemiden, pozitif etkilenen sektörleri dışarıda bırakırsak; Türkiye’de özelikle negatif etkilenen ve etkilenmeye devam eden şirketler, satışları sadece fiziksel ve geleneksel kanallara bağlı kalan ve ihracat yetkinliği, tecrübesi olmayan şirketler oldu. Kısaca, çevik yönetim ile hareket edip, strateji kuran ve ivedi uygulamaya başlayan, yenilikçi enstrümanlar ile birlikte entegre bir şekilde gerekli yönetim sistemlerine geçip bunları da sürdürülebilir kılınması adına da hala ağır yatırımlar yapılması zaruriyetini vizyon olarak öngören şirketler Türkiye’deki sağlam üretim alt yapısının hala bel kemiği…

Çünkü Türkiye’deki sanayici gerek politik gerekse ekonomik olarak sürekli değişen, krizler ve çalkantılar ile devşirilen ve hatta adeta “jölenin üstüne saplanan kürdan” gibi her daim ülkenin konjonktürüne uygun biçimde pozisyon almaya çalışarak ayakta kalmaya o kadar talimli ki bunu bir yabancının anlaması mümkün değil. O sebeple, sanayici çevik ve o sebeple her şeye rağmen ayakta kalabilmek adına sermayesinin çoğunu inovasyona, makinaya ve teçhizata yatırıyor. İç pazarda sıkışmanın ne olduğunu bildiği için; her şeyi göğüsleyerek üretim yapıp ihraç ediyor.

Türkiye’nin sanayileşmekten ve sanayi sektörünü bilgi çağıyla uyumlu hale getirmekten başka çaresi olmadığını bilen ve salgın nedeniyle iyiden iyiye daralan imkanlarını daha çok istikrarlı üretim ve istihdam kapasitesi sağlayan sanayiye aktarmanın önemini çoktan kavramış, nicel üretim anlayışından ziyade; nitelikli ve katma değerli üretimde, kurumsallaşma ve bilgi çağına uyum için elindeki kaynaklarını seferber etmiş bir sanayici; hırsından değil, açlığından değil, kendi özel hayatını hiçe saydığından değil, kendi sağlığının değersizliğinden değil; “Sana- İyi” olduğu için durmaz.. Mustafa Kemal Atatürk’ün altını çokça çizdiği gibi tüketici yaşamanın değil, üretici olmanın önemini bildiği için DurAmaz… “Yüzünden” değil, “Rağmen” diyebildiği için durmaz…

Gerçek vatansever mi arıyorsunuz? Herhangi bir OSB’den geçin. “Sana iyi” geldiğini göreceksin…