Girişimsel Kardiyolog Prof. Dr. Ali Metin Esen: “Doğal Olanla Savaşmayın”

Ülkemizde kalp ve damar hastalıkları tüm ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alsa da ne yazık ki kalp sağlığı konusunda yeterince bilgiye sahip değiliz. Girişimsel Kardiyolog Prof. Dr. Ali Metin Esen, Covid-19’un kalp hastalıklarını tetiklediğini belirtirken, gıda takviyelerini kullanmaktan ziyade doğaldan yana olunmasının altını çiziyor.

Yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da tanınan uzmanlarımızdan biri olan Girişimsel Kardiyolog Prof. Dr. Ali Metin Esen, Covid-19 süreciyle birlikte ön plana çıkan kalp damar rahatsızlıkları konusunda insanların yeterince bilgi sahibi olmadığının altını çiziyor. Özellikle kulaktan dolma, şehir efsaneleri rahatsızlığı daha ileri boyuta taşıyor. Covid-19’un kalp rahatsızlığına yol açtığını belirten Esen ile dolu dolu bir röportaj gerçekleştirdik.

  1. Ali Metin hocam, kariyeriniz hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

İlk, orta ve lise eğitim sürecim İstanbul’da geçti. Kabataş Erkek lisesinden mezun olduktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde tıp eğitimimi tamamladım. İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde Kardiyoloji ihtisası yaparak kardiyoloji uzmanı olmaya hak kazandım. Uzmanlık sonrası 10 yıldan uzun bir süre Koşuyolu Kalp Hastanesinde çalıştım.

Halihazırda Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı ve Afiliye Hastanesi olan Göztepe Medicalpark hastanesi kardiyoloji bölümünde klinisyen ve akademisyen olarak çalışmalarımı sürdürmekteyim.

  1. Türkiye’de kalp hastalıklarının durumu ile ilgili bir değerlendirme yapar mısınız? Avrupa ile kıyaslandığında Türkiye’de özellikle kalp damar hastalıkları daha mı fazla görülmektedir?

Ülkemizde son resmi istatistiklere göre bulaşıcı olmayan hastalıklar içerisinde, kalp ve damar hastalıkları tüm ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almakta. Özellikle iskemik kalp hastalıkları ve serebrovasküler hastalıklar ilk iki ölüm nedenini oluşturmaktadır. Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında 45-74 yaş kesimi göz önüne alındığında, ülkemizdeki kalp damar hastalıklarından ölüm oranlarına bakıldığı zaman erkekler 2., kadınlar ise 1. sırada yer almaktadır. Türkiye’de yılda yaklaşık 400 bin kişi, kalp ve damar hastalıklarından yaşamını yitirmektedir. Halihazırda 3,5 milyon insanın kalp ve damar hastası olduğu bilinen ülkemizde 2035 yılında bu sayının 5,4 milyona yükseleceği öngörülmektedir. 50 yaş altında kalp krizinden ölüm sıklığıyla ülkemiz, Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında 1. sırada yer almaktadır. Kalp krizi geçirme oranlarına bakıldığında ise kalp krizi geçiren her 5 kişiden 1’nin 50 yaş altında olduğu saptanmıştır.

  1. Covid-19 pandemisi kalp sağlığımızı nasıl etkiliyor? Uzun dönemde kalp sağlığı açısından beklenti nedir?

Artan sayıda çalışma, Covid-19 geçiren hastaların hatırı sayılır bölümünün, hastalığı

Selen Deniz
(Towerlife Franchise Danışmanlığı kurucusu)

hastaneye yatacak kadar ağır geçirmeseler bile bir tür kalp hasarı yaşadığını ortaya koydu.

Bu durumun uzun dönemde kalp yetersizliğine dönüşme riski taşıyıp taşımayacağı tartışma konusu haline geldi. Enfeksiyonu atlatan, ancak kalıcı kardiyovasküler hasar oluşmuş bireylerin tahmin edilenden fazla sayıda olabileceğine dair endişeler artmaktadır.

Hastaneye kaldırılan birçok hastanın kardiyak hasar kanıtı gösterdiği bilinmektedir.  Covid-19 ile hastaneye yatırılanların yaklaşık dörtte birinde kalp damar komplikasyonları tespit edilmektedir. Hastane ve yoğun bakımlarda meydana gelen tüm Covid-19 ile ilişkili ölümlerin ise yaklaşık yüzde 40’ına kalp damar komplikasyonları katkıda bulunmaktadır.

Ancak son zamanlarda yapılan iki çalışma, enfekte olanlar arasında kalp hasarının daha yaygın olabileceğini öne sürüyor. Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden ve öncesinde kalp damar tutulumu saptanmamış 39 kişiye otopsi yapılmış ve bunların 19’unda kalp ve damar sistemlerinin etkilendiği saptanmıştır. Bir başka bilimsel çalışmada son 3 ay içeresinde Covid-19 geçirerek iyileşen 100 hastanın kalp dokuları kardiyak MR ile incelenmiş yüzde 78’inde kalp tutulumu gözlemlenmiştir. Üstelik bu hastaların çoğu hastalığı hastaneye yatmadan geçirmişlerdi. Ancak, kimin risk altında olduğunu belirlemenin veya virüsten iyileşenlerin kalp sorunları gelişip gelişmeyeceği halihazırda bilinmemektedir. Kardiyovasküler hasarı tespit etmeye yönelik taramaların gelecekteki kalp etkilenme düzeyini göstermedeki yetkinliği hâlâ belirsizliğini korumaktadır. COVID-19’dan iyileşen kişilere aşağıdaki semptomları izlemelerini ve bunları yaşarlarsa bir kardiyoloğa danışmalarını tavsiye ediyoruz. Eforla artan nefes darlığı, göğüs ağrısı, ayak bileklerinde şişme, kalp çarpıntısı veya düzensiz kalp atışı, nefes darlığı olmadan düz yatamama, geceleri nefes darlığı ile uyanma ve baş dönmesi. Bu şikayetlerin mevcudiyeti halinde kalp kası ve damarlarda hasar veya kalp zarının etkilenmiş olma olasılığının değerlendirilmesi amacıyla ekokardiyografi, kalp mr’ı ve koroner bt anjiyografi yapılmaktadır.

  1. Yüksek tansiyonu neden kontrol altında tutmak zorundayız?

Hipertansiyon olarak da bilinen yüksek tansiyon, son derece yaygın bir durumdur ve kalp hastalığı için önemli bir risk faktörüdür. Kontrolsüz hipertansiyon; kalp krizi, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği, kalıcı görme bozuklukları ve felce neden olabilir. Kan basıncınız 120 / 80’mmHg dan yüksekse, kalp hastalığı riski altında olabilirsiniz. Yüksek tansiyonu olan birçok insan, hiçbir belirti veya semptomu olmadığı için yüksek tansiyonu olduğunu bilmemekte veya öğrendiklerinde yeteri kadar önemsememektedirler. Örneğin; ülkemizde 50 yaşından sonra her 3 kişiden birinde hipertansiyon teşhis edilmektedir. Hipertansiyonu olan hastaların neredeyse yarısı hasta olduklarının farkında değiller. Teşhis konulan hastaların yarısı tedavi edilmeyi reddettiklerinden veya yeterince düzenli ilaç kullanmadıklarından dolayı tansiyonları kontrol altına alınamamaktadır. Yüksek tansiyonunun hissedilmemesi, vücuda zarar vermediği gibi bir düşünceyi asla doğurmamalıdır. Tedavisiz bırakılan yüksek tansiyon, kalp damarlarında tıkanma, kalp kasında kalınlaşma, kalp aritmileri, kalp yetersizliği ve aort damarında genişleme ve yırtılmaya neden olabilmektedir. Yüksek tansiyon, kalbin erken yaşlanmasının 1. sırada gelen sebebi olmaya devam etmektedir.

  1. Kalp sağlığı için altın öğütlerinizi alabilir miyiz?

Kalbinize özen göstermek sadece bir seçim değil, gelinen noktada bir zorunluluktur. Hızlı tempolu yaşam, sürekli iş baskısı ve aile sorumlulukları kalbimizi strese sokar. Kalbinizi korumak için basit ancak etkili bazı önerilerimiz var.

  1. Orta düzeyde egzersiz bile ruh halinizi güçlendirecek ve stresinizi azaltacaktır. Haftada 4-5 gün, 30 dakikalık egzersiz gibi küçük hedefler belirleyin. Aktif kalmak, kalp hastalığı riskini büyük ölçüde azaltabilir.
  2. Sağlıklı bir kalbe sahip olmak için sağlıklı beslenin. Dengeli bir diyet, taze meyve ve sebzelerin yanı sıra tam tahılları içerir. Sağlıklı seçimler yaparak diyetinizdeki yağ ve şeker miktarını azaltın.
  3. Sigarayı bırakmayı küçük adımlarla planlayın. İşe içtiğiniz günlük sigara miktarını azaltarak başlayın ve bazı günleri sigara içmeden geçirmeye çalışın. Unutmayın, sigara içmediğiniz bir yıl kalp krizi geçirme riskinizi sigara içiyor olduğunuzun yarısına hemen düşürecektir.
  4. Her zaman gıda etiketlerini kontrol edin. 100 g’da 1.5 g’dan fazla tuz (veya 0.6 g sodyum) olan bir gıdanın tuzu yüksek demektir. Ortalama bir yetişkinin günde toplam 6 gramdan az tuz yemesi gerekir ki bu yaklaşık bir çay kaşığıdır. Tuz alımınızı kontrol etmek, sağlıklı bir kan basıncı düzeyini korumanıza da yardımcı olacaktır.
  5. Kalp damar hastalıkları, bazı kalp kası hastalıkları ve kapak hastalıkları kalıtsal özellikler taşımaktadır. Kalp hastalığına yatkın olsanız bile, sağlıklı bir yaşam tarzı ve düzenli sağlık kontrolleri hem hastalıktan korunmaya hem de erken teşhis ile erken tedavi olanakları sağlayacaktır.
  6. Stresi ortadan kaldırmanın en iyi yollarından biri meditasyondur. 20 dakikalık bir meditasyon seansı, kendinizi rahatlamış ve tazelenmiş hissetmenize ve kaygı, gerginlik ve olumsuz duyguların azalmasına yardımcı olacaktır.

 

  1. Kalp sağlığı ile ilgili doğru bildiğimiz yanlışlar var mı?

Geçtiğimiz 10 yılda, kalp ve damar hastalıklarına neyin neden olduğu ve bunları nasıl önleyeceğimiz hakkında çok şey öğrendik. Ancak tıbbi haberleri doğru kaynaklardan takip etmediğiniz sürece, kalp hastalığı veya kalp hastalığının risk faktörleri hakkında yanlış kanılara sahip olma ihtimaliniz yüksektir. İşte yaygın olarak kabul edilen ancak yanlış olan 8 inanç:

Efsane 1: Kalp hastalığınız varsa, sakin olmalısınız.

Kalp hastalığı olan insanların büyük çoğunluğu için hareketsiz kalmak doğru olmayan bir fikirdir. Hareketsizlik, bacaklarda kan pıhtılaşmasına ve genel fiziksel durumda düşüşe neden olabilir. Fiziksel aktivite, kalp kasını güçlendirmeye yardımcı olur, beyne ve iç organlara kan akışını iyileştirir ve genel sağlığı iyileştirir. Doktorunuza sizin için ne tür bir egzersizin doğru olacağını ve ne kadar yapmanız gerektiğini sorun. Çoğu insan yürüyebilir ve herhangi bir süre ve tempoda yürümek kalbiniz için iyidir.

Efsane 2: Kolesterol düşürücü bir ilaç kullanmanın hiçbir faydası olmadığı gibi ciddi yan etkiler yapmaktadır.

Kolesterol düşürücü ilaçların bilinen birtakım yan etkileri olduğu muhakkaktır. Ancak bu yan etkiler doza bağımlı ve tamamı ilacı kesince ortadan kaybolmaktadırlar. En fazla korkulan karaciğeri etkileme sıklıkları yüzde 0,5 ile 2 arasındadır. Kaldı ki bu etki ilacı bırakmayı çoğu zaman gerektirecek düzeyde olmamaktadır. Aksine kolesterol düşürücü ilaçların düzenli kullanılmaları halinde kalp damarlarında yağlanmayı önleyerek kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu olduğunu gösteren yüzlerce bilimsel kanıt mevcuttur.

Efsane 3: Artan yaşla birlikte daha yüksek tansiyona sahip olmak doğal bir durumdur.

Kan basıncı yaşla birlikte yükselme eğilimindedir. Ancak bu eğilim yüksek kan basıncı düzeylerinin tedavisiz bırakılabileceği anlamı taşımamaktadır. Yüksek kan basıncı tedavi edilmek zorundadır. Aksi takdirde kalp krizi, felç ve kalp yetersizliği riski söz konusu olmaktadır. Hangi yaşta olursanız olun kan basıncınızı kontrol ettirin. Kan basıncınız 140/90 milimetre civanın üzerindeyse, doktorunuza onu düşürmek için ne yapabileceğinizi sorun.

Efsane 4: Vitaminler ve takviyelerle kalp hastalığı riskinizi azaltabilirsiniz.

Antioksidanlar, vitamin E, C, D ve beta karoten içeren gıda takviyeleri ile yapılan klinik deneyler bu ürünlerin kalp hastalığından koruduğu veya kalp hastası olanlarda olumlu katkılar yaptığına dair etkileri doğrulayamamıştır. Amerikan Kalp Derneği, bu vitaminlerin kardiyovasküler hastalıkları önlemek veya tedavi etmek için kullanılmasını haklı gösterecek hiçbir bilimsel kanıt olmadığını belirtmiştir. Ayrıca ihtiyacınız olan vitamin ve mineralleri mağazadan satın alınan takviyeleri kullanarak değil, doğada bulunan besinlerden sağlayın. Doğalla savaşmayı bırakın.

Efsane 5: Yıllarca sigara içtiyseniz, kalp hastalığı riskinizi bırakarak azaltamazsınız.

Sigarayı bırakmanın faydaları, yaşınız, ne kadar süredir sigara içtiğiniz veya günde kaç tane sigara içtiğinizden bağımsız olarak, bıraktığınız anda başlar. Bıraktıktan sadece bir yıl sonra kalp krizi riskiniz yüzde 50 azalmış, 10 yıl içinde hiç sigara içmemişsiniz gibi olacaksınız.

Efsane 6: Alkol kalp damarları için koruyucudur

Amerikan ve Avrupa kalp cemiyetleri, alkolün hiçbir türünü ve miktarını kalp damar hastalıklarından korunmada ve tedavisinde önermemektedir. Alkol ilaç değildir ve kalp sağlığı için olumlu ispatlanmış tatminkar bilimsel kanıtlar yoktur.

Efsane 7: Kalp damar hastalıklarının tedavisinde stent geçici bypass cerrahisi kalıcı çözüm sağlamaktadır.

İlaç kaplı stent teknolojisindeki çığır açan gelişmeler ve bu teknolojinin her 4 yılda bir yenilenmesi, doku uyumu yüksek metallerin kullanımı, çok ince sarmallı stent platformları, kullanılan stent polimer teknolojisindeki gelişmeler bu durumu tamamen değiştirmiştir. Üstelik stent takılırken kullanılan yüksek damar içi görüntüleme teknikleri stentlerin optimal şekilde yerleştirilmesine olanak sağlamaktadır. Son yıllarda tıkanan stentlerin ilaç kaplı balonlar ile açma tekniklerinde devreye girmesi kalp damarlarında stent uygulamalarının kalp damar tıkanıklıklarının tedavisinde kalıcı tedavi seçeneği haline getirmiştir. Bypass cerrahisi yapıldıktan sonra artık tüm sorunun kalıcı olarak çözüldüğü iddiası da bilimsel verilerle bağdaşmamaktadır. 1. yıldan itibaren yapılan bypass damarları tıkanmaya başlamakta ve 10. yıla gelindiğinde özellikle “safen” adı verilen bacak toplar damarları kullanılarak yapılan by pass damarlarının en az yarısında tam veya ciddi tıkanmalar gelişmektedir. Üstelik tıkanan bypass damarlarını açmak içinde stentler kullanılmaktadır.

Efsane 8: Bypass olduktan veya stent takıldıktan sonra damarlar nasıl olsa yenilendi diyerek ilaç kullanmayı bırakmak.

Bu düşünce son derece yanlıştır. Yapılan bypass damarlarının veya takılan stentlerin açık kalmasını sağlamak için kolesterol ilaçlarını, kan sulandırıcıları ve gerekli görülmüşse şayet tansiyon ilaçlarını büyük bir dikkatle kullanmaya devam etmek gereklidir.