Ekonomi – Ulvi SÜVARİOĞLU

Seçim bitti, geçim zamanı başladı…

Her seçim zamanında olduğu gibi gündemin en önemli maddesi ekonomi oldu. Halkın endişeleri devam ederken, bugüne kadar yaşananlar öngörüde bulunmak adına bizlere ışık tutabilir. Seçimlerde ekonomik sorunların ötesinde vatandaşın her siyasi kuruma verdiği mesajlar vardır. Ancak, ne bugüne kadar iktidarda olup muktedir olanlar, ne de muhalefette kalıp uzun yıllardır seçim kazanamayanlar bu mesajları kabul ederek, almak ve buna göre politikalar yaratmayı seçmemişlerdir. Seçim sonrası ilk tespitim, durgunluk içinde enflasyon yaşayacağımızdır. Ekonomideki deyimiyle “stagflasyon” …Maliyetler arttı, bu fiyatlara yansıyacak. Ancak, halkın reel geliri artmadığı için pahalanmış bu ürün ve hizmetlere yeterli talep olamayacaktır. Vatandaş kurduğu  hayal   ve   düşlere  ulaşma çabasında daha uzun süre ve daha çok çalışması gerekecektir.  Peki iş ortamı buna müsait mi? Yani canlı bir ekonomik ortam olmaz ise işsizlik ne olacak? Yayınlanan gibi işsizlik rakamları gerçekçi mi? %7’şer diye açıklanan büyüme rakamları neden sorunlar da yaratıyor? Cari açık gibi… Türkiye’nin kendi iç dinamikleri ile yaratabileceği bir parasal kaynak olmadığına göre, mevcut finansman sorununu çözmeden yatırımlara devam edebilir miyiz? Gelişmekte olan ülkelerden başta ABD olmak üzere ve Avrupa’da Almanya gibi güçlü ve oyun kurucu ülkeler ve geleneksel olarak finans pazarının oyunlarının kurgulandığı İngiltere ile dış siyaset olarak makul bir iletişim kurulmadığı müddetçe yabancı sermaye ve dış borçlar yönetimi pozitif olabilir mi? Batıdaki son raporlarda Türkiye’nin dış finansmana bağımlı ülkeler arasında Arjantin, Moğolistan, Pakistan, Zambia gibi ülkelerle aynı kategoride “ kırılgan ekonomiler” kategorisinde değerlendirilmesine sadece batının bize bir tuzağı olarak mı algı yönetimiyle cevap vermeye çalışacağız? Dünyada yeni bir düzenin kurulmasına yönelik ticaret savaşları devam ederken uzun vadeli planlarımızı belirginlik ve istikrar içinde başarabilir miyiz? İç piyasalarda durgunluk yeni gelecek vergi ve sıkı para politikaları devam edecek gibi görünürken, ABD ile Çin arasındaki karşılıklı  ekonominin büyük oyun kurucusu olma mücadelesindeki hamleler, özellikle ihracat yapmaya çalışan ülkeleri etkileyecek gibi görünmektedir. Çin Merkez Bankasının Yuan’ı devalüe ederek 2017 sonlarından beri en düşük seviyesine indirmesi, ABD’ye karşı bir yaptırım süreci gibi görebiliriz ancak diğer taraftan Çin ABD gerilimi ve gelişmemiş bağımlı ekonomilerin piyasalarının  negatif görüntüsü para sahiplerine güvenli liman araması ihtiyacını daha fazla hissettirmektedir. ABD dolarını ve tahvillerine dönüşüm, değer kazanma sürecine doğru gelişimin olacağını işaret etmektedir. Dünyadaki emtea fiyatları dolar ile yapıldığına göre TL’nin de dolar karşısında değer kaybetmesi doğrusal bir gerçektir. Ancak TL o kadar değer kaybetti ki seçim sonuçlarından sonraki belirginlik bile TL’nin hiç olmazsa yükseldiği yerden bir miktar geri gelmesini sağlayacaktır. Önümüzdeki günler doların güçlenmesine yönelik gündemler getirmektedir.

Döviz tutacaklar dolar tutmalı, dolar endeksi olarak ucuz kalan İMKB’ de hisse senedi yatırımı yapmak isteyenler yabancı alımlarını izlemelidir. Nakitte kalabilenler için ise yurtiçinde ve dışında başta gayrimenkul yatırımları olmak üzere nakdin gücü ile cazip yatırım imkanları çıkacaktır. İzlemeye devam edeceğiz.