Beslenmenin Eğitimi

Evde canı sıkılan çocuk oturmakta olan babasının yanına gelir ve kendisiyle oynamak ister. Ancak babasının çocuğuyla oynamaya ne isteği ne de arzusu vardır. Bu nedenle evde bulunan herhangi bir dergiden dünya haritası olan bir sayfayı kopartır, daha sonra da parçalayarak çocuğun eline verir ve “bak sana yap boz yaptım, git parçaları bir araya getir” der. Baba bu yapboz sayesinde çocuğu başından attığını düşünürken çocuk kısa sürede tekrar babasına gelir ve “yapbozu tamamladım” der. Baba şaşkınlık içinde kalır. Gerçekten de çocuk yapbozu tamamlamıştır. Baba hayretler içerisinde çocuğuna “bunu nasıl bu kadar kısa sürede yapabildin?” diye sorduğunda çocuk “çok kolay oldu babacığım. Çünkü dünya haritasının arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzeltince dünyanın da düzeldiğini gördüm” der. Ne kadar manidar ve anlamlı değil mi? Aile değişince çocuk değişir, çocuk değişince dünya

değişir. Her bir bireyin öyle ya da böyle eğitimden geçmesi lazım. Bana göre bizi hayata bağlayan ana unsur eğitim. Eğitim veya okul denince genelde aklımıza fizik, kimya, fen bilgisi gibi dersler geliyor ama gıdanın eğitimi, sağlıklı beslenmenin eğitimi genelde düşündüğümüz, planladığımız, ciddiye aldığımız bir konu olmadığı gibi çocuklarımıza da aktaramıyoruz. Halbuki hayatta kalabilmek için sağlıklı yaşamak için gıdanın eğitimi olması lazım. Bu eğitim yarının dünyasına hazırladığımız çocuklar açısından çok büyük önem taşımaktadır. Son zamanlarda yaygınlaşan sağlıksız beslenme akımı başta çocuklarımız olmak üzere hepimizi esir almış durumda. Modern yaşamın yoğun akışında sağlıklı beslenmeye ayrılan sürenin azalması özellikle çocuklarımızın fast food yiyeceklere kolay ulaşabilmelerini çok net bir şekilde görebiliyoruz. Günümüz koşullarında çocuklarımız eskiye göre çok daha hızlı ve zahmetsiz bir şekilde yemeğe ulaşabiliyor. Marketlerde sunulan çeşitli hazır gıdaların yanında

her türlü yemeği eve sipariş edebilme kolaylığı mutfak alışkanlıklarını tamamıyla değiştirdi. Değişen yaşam tarzı karşısında anneannelerimizin yemek tariflerine olan ilginin gittikçe azaldığını görüyoruz. Halbuki bizim çocukluğumuzda elmadan çıkan kurttan korkmazdık, hele ki kirazın olmazsa olmazı kurt değil miydi? Pazarlarda kurulan tezgahlarda seçmeye izin vermezlerdi diye hatırlıyorum. Hey gidi günler! Şimdilerde değil kurtçuk, form bozukluğundan eleniyor meyve ve sebzelerimiz. Ezik mi? At gitsin! Yaşadığımız gezegen uzun zamandır acı çekmekte. Çığlıklarına kayıtsız kalmak mümkün değil.

Her yıl 8 milyon insanoğlu sağlıksız beslenmeden dolayı hayatını kaybetmektedir. Bunun da 5’te 1’inin çocuklar olduğu acı bir gerçek. Bir çırpıda farklı ülkelerdeki 8 milyonun ölmesi belki

yüreklerimizi sızlatmaya yetmeyebilir ancak 8 milyonun Ege Bölgesi’nin toplam nüfusuna yakın olduğunu düşünürsek ve her yıl Ege Bölgesi kadar nüfusun bu dünyadan sadece toplu

bencilliğimizden dolayı yok olduğunu idrak edebilirsek durumun vahametini biraz daha net bir biçimde kavrayabiliriz.

Yemek programlarına olan ilgi her geçen gün artmaya devam ediyor. Bu beni epey şaşırtan bir durum. 

Yemek pişirmek için az vakit harcarken, kolay ve hazır gıdalar tüketirken, başka insanların televizyonda hiç yiyemeyeceğimiz yemekleri yapmalarını izleme süremiz daha da arttı. İnsanların işlerine, arkadaşlarına, sosyal medyasına ayıracak zamanı ve sabrı çok ama çocuklarının sağlıklı beslenmesi için ayıracak vakitleri yok maalesef. Sosyal medyada takip

ettiğimiz süslü hayatlar gibi olmaya çalışırken kendi çocuklarımızın hayatlarını kaçırıyoruz. 

Modern hayata ayak uydurmanın bir gereği olarak yaşam kültürümüz ile
birlikte yemek kültürümüz de her geçen gün hızla değişiyor. Sağlıklı günlerin geleceğini bekliyorsan sağlıklı günler hep gelecekte kalır. Sen bulunduğun

günü sağlıklı yaşa…