Sürdürülebilir Bir Franchise Sistemi İçin İpuçları

Türkiye’de franchise pazarı gıdadan gayrimenkule, otomotivden eğitime günden güne birçok sektörde hızla büyüdüğünü gözlemleniyor. Ulusal Franchising Derneği’nin yaptığı açıklamaya göre de bugün 43 milyar doları bulan işletme hacmi ile sektörün, gelecek yıllarda da ülke ekonomisinin önemli unsurlarından biri olmaya devam edeceği belirtiliyor. Hatta 2020’de pazar büyüklüğünün 50 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Şu anda Türkiye’de çok uluslu markaların Anadolu açılımını bayilikler aracılığıyla yapma kararı aldıklarını görüyoruz. Önümüzdeki dönemlerde, hub olarak 3 büyükşehirde kalıp, Anadolu’da iş yapmak isteyenler için büyük bir fırsat doğacak. Dolayısıyla Anadolu’da perakende daha çok büyüyecek. Başarılı şehirlerimiz İzmir, Antalya, Adana, Mersin, Antep ve Antakya’da bu büyüme daha da belirgin olacak.

Temkinli ve tedbirli olmamız gereken bu dönemde, franchise sistemini doğru okuyabilmek için mutlaka perakende sektöründeki gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İnsanların alışveriş özelindeki eğilimleri, talepleri ve en önemlisi hizmet sektörünün gittiği noktanın iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Franchise özelinde yatırımcıların bu yıl yatırım maliyeti düşük konseptlere yönelmesini öneriyorum. Bu kapsamda pazarda en çok ihtiyaç duyulan konseptler gıda, takı, aksesuar ve hediyelik eşya gibi yatırım maliyeti daha düşük girişimler. Stok maliyeti daha düşük olan, kar marjı yüksek ürünlerin yer aldığı markalar incelenmeli diye düşünüyorum. Ayrıca şunu belirtmeliyim ki sürdürülebilir bir franchise sistemi için doğru sektör; ayak trafiğine uygun doğru lokasyon ve doğru zaman olmazsa olmazların başında geliyor. Bu ideal üçlüyü bulan tüm girişimcilere tavsiyem büyük metrekarelerdense küçük alanlarla ufak farklılıklarla büyük gözükebilecek değişiklikler yapmak. Özellikle turistlerin yoğun olarak ziyaret ettiği noktalara yönelinmesi de bir diğer önerim olacaktır.

Franchise sistemi doğru işlediği sürece aslında markaların gelişimini sağlamada ve markayı koruma açısından çok önemli. Bu sistem sayesinde markalar istedikleri büyümeyi daha kısa sürede gerçekleştiriyor ve pazar payını arttırıyorlar. Firmalar yine bu sistem sayesinde markalarını hem yurt içinde hem de yurt dışında tanıtma şansı elde edebiliyorlar. Bunun için de franchise veren markaların öncelikle konseptlerini doğru belirleyip tüketicinin istek ve ihtiyaçlarına göre markalarını geliştirmeleri şart. Girişimin başarılı olması için ise kalite standartlarının yüksek olması ve operasyonun çok iyi kontrol edilmesi gerekiyor.

Yurt dışına franchise verecek Türk markaların öncelikle Türkiye pazarında olgunlaşması ve gelişimini tamamlaması çok önemli. Franchise verirken bir an önce nasıl para kazanırım diye olaya bakmamak gerekiyor. Başarısını ulusal ölçekte kanıtlamış markaların global pazarda başarı yakalamasının daha kolay olduğu görülüyor. Yurtdışına açılmak isteyen şirketlerinin öncelikle gidilecek ülkenin hukuk ve vergisel yönlerini iyi çalışması gerekiyor. Bunun yanı sıra bölgesel bir partner ile bu açılma sürecini yürütmek uyum sürecini hızlandıracağı gibi etkinliği de artıracaktır. Bunun yanı sıra açılan bölgede müşteri grubu, bölgesel rekabet, fiziksel imkanlar gibi noktalar ciddi şekilde araştırılmalıdır.

Yurt dışındaki sistemin ülkemizde tam anlamıyla oturduğunu söyleyemiyorum fakat, Türkiye’de 40 milyar doları aşan franchise pazarında yerli markaların arttığını görüyoruz. Kısa süre öncesine kadar yabancı firmaların hakim olduğu Türk franchise pazarı, bugün yerli markaların büyümesine sahne oluyor.