Sizce Türk Gıda Markaları Neden Dünyaya Açılamıyor?


 Pek tabii ki birkaç tane medarı iftiharımız olan markayı konunun dışında tutuyorum. Biliyorum ki onlar şu an geldikleri konuma gerçekten sadece çalışarak ve isteyerek geldiler başka hiçbir destek onların motivasyon kaynağı değildi.

Bunun dışında bizi ne engelledi?

Atalarımız bile yaklaşık 700 yıla yakın, genel olarak yayılma üzerine kurulu bir imparatorluk kurmuşken, en azından onların gittiği topraklara gitmek, onların zamanında götürmüş olduğu mutfağımızın devamlılığını sağlamak, bize görev olarak düşmez miydi?

Eğer kafamızı orta doğuya doğru çevirirsek, çok zorlanmadan oradaki halkın Türk mutfağına ve Türk insanına ilgisini çok net görebiliriz. Çok değil, sadece bir saatlik uçak yolculuğuyla kafamızı kuzeye doğru çevirirsek Hırvatistan’daki, Sırbistan’daki, Bosna Hersek’teki, Makedonya’daki, Romanya’daki ve saymaya değer birçok ülkedeki insanların zaten şu anda bizimle aynı yemeği yaptıklarını görebiliriz. Börek onlarda da börek, dolma, sarma ve daha niceleri onlarda da var. Ek olarak konuştukları dilde beş yüze yakın Türkçe kelime olduğunu ve bunların birçoğunun eski akrabamız olduğunu çok rahat görebiliriz. Bu kadar kolaylık varken problemimiz yabancı dil miydi? Yoksa vize sorunu muydu? Eğer böyleyse, bu ikisini aşabildiğimiz ülke sayısı şu anda en azından yurt dışına bizi çıkartacak kadar var. Ayrıca, devlet tarafından da ciddi destekler bulunuyor. Önemli olan araştırıp bulmak.

Aslında belki de kendimizi çok fazla suçlamamak lazım. Çünkü Türk mutfağı gurur duyacağımız, çok seveceğimiz ve kendimiz tüketeceğimiz kadar bize yeterliydi. Onlarca çeşit mutfak tipimiz, çok iyi ustalarımız, tarihi restoranlarımız var. Herhalde dünya üzerinde, sadece tatlı adediyle bile başka ülkelerin mutfağını geçecek güçte, biz hariç pek ülke yoktur. Var mı Gazi Antep’ten daha güçlüsü, Antakya’dan daha lezzetlisi? Diyarbakır gibi kahvaltıda ciğer yedirebilen var mı? Daha biz doyamadık ki yurtdışına çıkaralım.

Bir diğer taraftan genel sistem arz ve talep dengesi ile çalışıyor. Talep varsa mutlaka arz da vardır. Yurtdışında ünlü olan mutfaklara bir bakın İtalyan mutfağı ülkesini terk edip Amerika’ya yerleşmiş İtalyanlar sayesinde dünyanın her yerinde. Lübnan mutfağı, Çin mutfağı, Tayland mutfağı, Japon mutfağı ve daha niceleri…

Günün birinde bir yabancı ülke vatandaşı ile Türkiye vatandaşı arasında şöyle bir diyalog olduğunu duymuştum. Yabancı arkadaşımız diyordu ki: “Neden siz iyi İngilizce konuşamıyorsunuz?” Türk ise tarihi cevabı veriyor ve diyor ki: ‘’Biz ülkemizi yabancılar işgal ettiğinde teslim edip kaçmadık da ondan.’’

Acaba bugüne kadar mutfağımızın yurtdışına çıkmama sebebi, mücadeleci halkımızın ısrarla ülkeyi terk etmemesinden dolayı olabilir mi?

Sanırım önce tarihimizden bir ders almamız gerekiyor. Tarih, gelecekteki insanlar ders almadığında hikaye kitabı niteliğinde kalır. Ama tarihini okuyan diğer milletler yine aynı insanlar için bir daha tarih yazar ve okutturur. Biz ders alanlardan mıyız yoksa okuyanlardan mıyız seçimi artık yapmalıyız. Atalarımız yayılırken nelere dikkat ettiler en azından onu bilelim. Örneğin gittikleri ülkenin dinamiklerine hem saygı göstermiş hem de kendi alışkanlıklarını öğretmişler. Bugünkü dille buna ‘ürünlerimizde lokalize olmak’ diyebilir miyiz? Mesela gittikleri ülkeye mutlaka bir vali atamışlar. Biz de markamız için bize bağlı bir yönetici atamasını bayimize şart mı koşsak? Atalarımız topladıkları vergilerle, imparatorluğu güçlendirip şanını arttırmışlar. Biz de kazancımızın bir kısmını cebe değil pazarlamaya mı yatırsak? Atalarımız gidecekleri ülkeleri tanımak için önden insanlar göndermişler. Acaba bizde en azından bir pazar araştırması mı yapsak?

Günümüzdeki büyümeler artık modern stratejilerle oluyor. Haydi tekrar mutfağımızı dünyaya tanıtalım! Kendi markalarımız olsun, insanlar ziyaret etsin, bizim de 20.000 şubeli kahvecimiz, 35.000 şubeli köftecimiz olsun…

Yolumuz açık olsun…