Önceden bilseydin ne yapardın?

 

Önceden bilseydin ne yapardın? Soruya dikkat edin, biraz da düşüne durun, yazımın içinde tekrar soracağım. Bakalım hazır mısınız?

 

Sadede gelirken, hepimizin vakıf olduğu konuyu baştan bir daha hatırlayalım. 2020 yılına başlamaya günler vardı, dünya Çin’den gelen bir haber duydu. Adını bugüne kadar duymadığımız bir şehirde, bir virüs çıkmış ve aşırı hızlı yayılarak herkesi hasta ediyormuş. Virüsün adı “koronavirüs” kelime anlamı ise “taç” demekmiş. Biz ne dedik? Gelsin başımızın tacı olsun!

 

Sahi, şehrin adı neydi, Vuhan? Yuan? Aman, tüm duyarsızlığımızla gerine gerine televizyondan seyretmekle yetindik. Sonra bir gün pat! Virüs kapımıza geldi, hem de göstere göstere. Her zaman olduğu gibi hazırlıksız yakalandık. İşin ilginç tarafı da bu sefer sadece biz değil bütün dünya hazırlıksız yakalandı. Hani hep amatör bizdik? Demek ki o kadar da kötü değilmişiz. Amerika’mı? Onu boş ver artık Rambo bile kurtaramaz.

 

Virüs dünyaya yayılınca hem bir sürü eksiğimiz olduğunu hem de bir sürü yenimiz olacağını öğrendik. Dijitalleşme, elektronik paralar, temizlik ve üretim ne kadar önemliymiş. Tarım ve suyun dünyadaki önemi neymiş öğrendik. E bizi burada ilgilendiren kısım nerde? Dikkat edin gözden kaçırmamanız gereken bir şey var; başta Avrupalılar olmak üzere dünyadaki birçok insan aç kaldı. Yok, sanmayın ki Afrika’dakiler gibi yokluktan! İnsanların birçoğunun aç kalmasının sebebi kültürlerinde kahvaltı, ev yemeği, bazılarında öğle yemeği bile olmamasındandı. Evde yemek kültürü olanların ise yemek çeşitleri azdı. İki ay evde aynı yemekleri sabah öğle akşam yemek zorunda kaldılar.

 

Hadi bakalım şimdi tekrar soruyorum; virüsü önceden bilmiyordunuz da bir şey yapmadınız. Artık bunu biliyorsunuz! Batı aç, insanlar aç, ne yapacaksınız? Batıyı Türk kahvesinden, ayrandan mahrum etmeyin. Ice tea isteyene demir hindi şerbeti verin. Pizza isteyen pide, hamburger isteyene köfte verin. İkisini isteyene de Bursa’nın meşhur pideli köftesini verirsiniz artık…

 

Peki nasıl yapacaksınız? Ülkemizin tatlarını nasıl batıya çıkaracaksınız? E bunu da bir önceki yazımda yazmıştım, mutlaka okuyun. Öncelikle kendiniz yapmayı biliyorsanız kesin yapın, tadından yenmez ama yapmayı bilmiyorsanız riske girmeyin. Mesela pilotsunuz ve restoran işine girmek istiyorsunuz, ne yapacaksınız? Bayi alacaksınız! Kendiniz yapıp başaramayınca ağlamayın, biz sizin uçağınızı kullanıyor muyuz kardeşim? Bakın Çinli bir zırdeli, insanlara neyi nasıl yedireceğini bilmediği için tüm dünyanın ekonomisini çökertti. Demek ki bu işte uçak uçurmak kadar hassas bir konuymuş.

 

Benden size tüyo…

İşte size Franchise modeli ile ilerlemek için bir sebep daha. Özellikle bu pandemide öğrendik ki, yeme içme işletmeleri her zaman zorluklara hazır olmalı. Bakın, zincir markalar arkalarında çok kalabalık, aynı zamanda deneyimli ekipleri ile ve onun yanında yola beraber çıktığı üçüncü parti iş ortakları ile hareket ediyorlar. Bir taraftan yeni kurallara hazırlanırken diğer taraftan da kendi gıda denetmenleri, eğitim ekibi, AR-GE ekibi, hukuk, bilişim ve pazarlama ekipleri ile tam güçle çalışmaktalar. Sürekli bir tempo ile kendilerini yeni dünyaya hazırlıyorlar. Benden size tüyo, yeni dünyada tüm bu maliyetleri yüklenerek hareket eden zincir markalar, daha sağlam ayakta duranlar olacak.

 

Şimdi bir daha düşünelim, hazır zamanı gelmişken insanlar kendilerine daha lezzetli yemekler arıyorken, neden çiğ köftecimiz İspanya’da 1000 şube olmasın? Mantımız! Ah, o mantımız üzerinde sosuyla neden İtalyan ravioli’sinin tahtına konmasın!

 

Hadi alalım gemimizi, açalım yelkenleri, korkmadan çıkalım yola… Biliyoruz ki sislerin arkasında bizi bekleyen daha ne vadiler var…