‘Her çocuk bembeyaz bir sayfa’

Tıp alanında araştırma yapanlara yerli kaynak sunmak amacıyla 1994 yılında kurulan TürkMed’e önemli katkılar yapan pediatrist Bülent Serçin, mesleğini ilk günkü şevkle sürdürüyor. Muayeneye gelen miniklere ‘Sincaplarım’ diyen Serçin, “32 yılı geride bıraktım, artık sincaplarımın sincapları geliyor, tarif edilemez bir mutluluk” dedi

32 yıldır çocuk doktorluğu yapan Bülent Serçin, Alsancak’taki muayenasinde anne- babaların ve dünyaya ‘Merhaba’ diyen miniklerin hayat yolculuğuna eşlik gediyor.

Pediatrist olarak çalışmanın uzun soluklu ve müthiş keyifli olduğunu belirten Dr. Serçin, “Bir inşa sürecine tanıklık ediyor, katkıda bulunuyorsunuz. Yenidoğan olarak geliyorlar. Önce gülmeyi, sonra emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı, aileye katılmayı öğreniyor, okul yaşamına katılıyor, ergen oluyor ve hatta üniversite bitirip yanınıza geliyorlar” diye konuştu.

Türkiye’nin ilk tıbbi veri tabanını yaşama geçiren ekiplerden birisiniz. Bu konuda neler söylersiniz, tıp alanı için bu ne demek?

Tıp alanı içinde bilimsel bir çalışma, araştırma yapmak istendiğinde atılması gereken ilk adım literatür taraması yani konu ile ilgili daha önce yapılmış araştırmalara ulaşmak ve değerlendirmektir. Dünya tıp literatüründe tarama yapmak istendiğinde dijital kataloglardan anahtar sözcük yazarak istenen yayınlara kolaylıkla ulaşabilmek mümkündü. Ancak, ülkemizde ne yazık ki bu alanda bir olanak yoktu. Bu nedenle 1994 yılında kolları sıvayarak TürkMed adıyla ülkemizin ilk CD_ROM ortamında kullanılabilen veri tabanını oluşturmuştuk. İfadesi kolay olsa da 27 bin makaleyi içeren dergilere ulaşmak, içeriklerini tek tek okumak ve anahtar kelimeler üretmek, yazılım ortamına aktarmak ve CD-ROM olarak üretmek çılgın gibi görünen bir işlemdi ama iki yıl sonra TürkMed kullanılır halde elimizdeydi. Sonrasında da sürekli güncellenerek ilerledi.

Çocuklarla çalışmak nasıl bir duygu?

Yeni bebekleriyle heyecan dolu ama tedirgin bakışlarla gelen ebeveynler. Kimse anne-baba olmadan nasıl bir anne-baba olacağını bilmiyor. Aklında sadece kendi çocukluklarından gözlemledikleri ebeveynlere dair kayıtlarla geliyorlar. Buradan başlıyor ve adım adım ilerliyoruz.

Her çocuk beyaz bir sayfa olarak doğuyor ve sonrasında nasıl yazarsak öyle okuyoruz onları. Ayrıca, her biri bir enerji yumağı. Müthiş bir pozitif enerji. Pediatrist olarak çalışmak bu nedenle uzun soluklu ve müthiş keyifli. Bir inşa sürecine tanıklık ediyor, katkıda bulunuyorsunuz. Sağlık dediğimiz ruhsal, bedensel ve sosyal alanların tümünü içeriyor. Bu nedenle çocuk sağlığı dediğinizde de sadece bedensel sağlığa müdahale etmekle kalmıyor,

sosyal ve ruhsal alanlarda da katkı sağlamaya çalışıyorsunuz.

Yenidoğan olarak geliyorlar. Önce gülmeyi, sonra emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı, aileye katılmayı öğreniyor, okul yaşamına katılıyor, ergen oluyor ve hatta üniversite bitirip yanınıza geliyorlar. Ben tüm çocuklarıma “sincaplarım” derim. Sincaplarınız üniversite mezunu olup geldiğinde duygularınız karmakarışık oluyor. Elbette sonrasında da sürüyor. Şu an birkaç tane sincabımın sincabına hekimlik yapıyorum. Anneleri sincabımdı. Şimdikiler ikinci nesil sincaplar.

‘Hekim-aile uyumu önemli’

Muayenehaneniz nerede yer alıyor? Ne şekilde çalışıyorsunuz? Anlaşmalı olduğunuz kurumlar var mı?

Halen Alsancak’ta Umut Sitesi’nde muayenehanem. Başlıca birkaç özel sağlık sigortası ile

anlaşmamız da var.
Muayenehanede güzel bir ekibimiz var: 2 emzirme danışmanı, bebek bakım eğitimcisi, bir diyetisyen ve koordinatör asistanımız ile birlikte hizmet veriyoruz. Ailelerle tanışmamız mümkünse doğum öncesi görüşmeyle başlıyor. Doğum öncesi görüşme hamileliğin son 3 ayı içinde gerçekleşiyor ve çok önemsiyoruz. Aileyle karşılıklı olarak birbirimizi biraz daha tanıyoruz. Ayrıca, eve alınacak bebek karyolası, bebeğin odasının iklimlendirilmesi, giyim gibi konularda bilgilendiriyor, doğum sürecinde hastanede nelerle karşılaşacaklarını anlatmaya ve önceden donanımlandırmaya çalışıyoruz. Bu tanışma sayesinde aslında onlar da bizleri tanımış oluyorlar. Konu çocuk olunca hekimle aile arasında uzun zaman sürecek bir işbirliği başlıyor. Çocuk hekimliği seçiminde de en belirleyici faktör benzer bakış açılarında olabilmek ve işbirliği yapabilmek. Ben iyi bir çocuk hekimi olabilirim ama aile ile bir ekip oluşturabilecek şekilde duygudaşlık kuramıyor, aynı pencerelerden bakamıyorsak ben iyi bir hekim olsam da süreç çok başarılı olamaz. Bu nedenle çocuk hekimi seçiminde bilgi kadar uyum da değerlendirilmeli.

Ayrıca, çocuk hekimi ile ebeveynler arasında bir güven oluşamadığında her teşhisiniz her yorumunuz ailede başka kaynaklardan da teyit etme gereksinimi doğurur ve farklı kaynaklardan farklı yorumlar alınca aile ne yapacağını daha da bilemez hale gelir. Neden farklı kaynaklardan farklı yorumlar gelir derseniz, tıp sadece bilgi değil, aynı zamanda bir yorum mesleğidir. Aynı bilgiye farklı yorumlar yapılması da mesleğin doğasında var.

Hem aktif doktorluk yapmak hem de tıp alanının gelişmesi için çeşitli sivil toplum örgütlerinde, projelerde çalışırken motivasyonunuz ne oluyor?

Tıp sürekli gelişen bir alan. Sadece bir yıl bile literatürden uzak kalsanız çok şey

kaçırabiliyorsunuz. Güncel kalmalısınız. Ayrıca, 32 yıllık bir hekim olmanın yüklediği misyonlardan biri, biriken deneyimlerden yeni meslektaşlara aktarımlar yapmak. 32 yıldır biriken deneyimler başkasına aktaramadığınız sürece sizde kalır ve sizinle birlikte gider. Oysa bilgi birikebildiği zaman anlamlı. Ülkemizin ve insanlığın daha iyiye ulaşabilmesi için her meslekte olması gereken şey bilginin birikebilmesi. Ne gerekiyorsa yapmamız lazım.

Sivil toplum örgütleri kısmı da buna benzer bir durum bence. Sadece hekim değil, toplumu oluşturan bireylerden biri olarak, daha iyi bir toplum ve gelecek için herkes elinden geleni yapmalı. Bilginin birikimi ve çevre konularında duyarlıyım. Gelecek nesle daha iyi bir çevre ve dünya bırakabilmek gerek. Öncelikle kızıma karşı bir sorumluğum var. Onun daha iyi bir dünyada yaşaması en büyük dileğim. Naçizane, yaşadığım çevrede dokunabildiğim, katkı koyabildiğim alanlarda elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

İnsanlar, bu Kovid-19 sürecinde hastaneye gitmeye çekiniyor. Bu nedenle görülebilecek çocuk hastalıklarının önüne geçmek için ebeveynlere    ne önerirsiniz?

Covid-19 süreci hepimizi çok sarstı. Yordu. Maskeden sıkıldık. Yaşamımız alt üst oldu. Muayenehanede randevusuna gelen hiçbir çocuğumuzun ve ailesinin bir diğer aile ile karşılaşmaması için çabalamak çok yorucu. Örneğin, yazın klimaları açamadan sürekli maskeyle çalıştık. Hafta sonuna doğru yüzümüzü sivilceler kaplıyor cumartesi Pazar evde olunca yüzümüz biraz toparlar gibi oluyor ama yine pazartesi geliyordu. Muayenehaneyi açık tutmaktaki en büyük motivasyonumuz da Covid-19 dışında da sağlık sorunları ya da bize gereksinim duyanların taleplerini karşılayabilmek oldu. Ortada bir Covid-19 tehdidi gerçeği olsa da bir diğer gerçek yaşamın da devam etmekte olduğu… Hijyene olabildiğince dikkat ederek yaşama daha özenli şekilde devam etmekten başka çaremiz yok.

‘Gelişim testleri zekâyı ölçmüyor’

Gelişim testlerine de çok önem verdiğinizi biliyorum. Peki, nedir bu gelişim testleri, kimler yaptırmalı?

Çocuk sağlığı sadece boy, kilo gibi rakamlardan ibaret değil. Biyolojik gelişimkadar motor, mental ve sosyal olarak da gelişimi takip etmek gerekiyor. Örneğin, 10 aylık bir çocuk düşünün. Boy ve kilo gayet iyi ama başını düzgün şekilde tutamıyor. Bu durumda sağlıktan bahsedebilir miyiz?

Gelişimi değerlendirmek için gelişim testleri ile değerlendirmeler yapıyoruz. Bu değerlendirmeler İletişim, Kaba Motor, İnce Motor, Problem Çözümü, Kişisel/Sosyal olarak tanımlanabilecek 5 temel gelişim alanını kapsıyor. Dördüncü aydan itibaren her iki ayda bir, 18 aydan sonra 3 ayda bir, 2 yaştan sonra 6 ayda bir 30 başlığı aile ile değerlendiriyoruz. Bu testlerin en zayıf yanı, ailenin gözlemlerini referans alıp değerlendirmeniz. Ailenin yanıtlarken objektif olmadığı durumlarda testler başarısız oluyor. Ama öte yandan da bir çocuğu evde onunla sürekli birlikte olan ebeveynlerinden daha iyi bilen kimse olamaz. Gözlem alanlarını ebeveynlere iyi tanımlarsanız değerlendirmeler son derece başarılı olabiliyor.

Ayrıca, yaşına göre beklenen en az değerlerin altında kalanlar çocuklar olursa daha yakın plana alıyor ya da eksik olan alanla ilgili bir uzmandan görüş isteyebiliyoruz. Örneğin, 16 aya dek iletişim alanında iyi giden bir çocukta belirgin bir gerileme başlıyorsa otizm benzeri sorunlar açısından, çocuk psikiyatrları/psikologlarından görüş isteyebiliyoruz.

Hemen belirtelim, gelişim testleri zekâ testleri değil. Hedefimiz çocuğun kendinden beklenen süre içinde beklenen gelişimleri gösterip göstermediğini değerlendirmek ve bunun için cetveller çizilmiş keskin sınırlar yok. Örneğin bir çocuk 9 aylık iken de yürüyebilir, 18 aylıkken de yürüyebilir. Her iki durum da gelişimsel olarak normal kabul edilebilir. Çünkü yürümek çocuk için her ne kadar motor gelişim yeteneğine bağlı gibi görünse de   cesaret etme tarafı da var.