‘Benim gezegenim burası’

Hüsnü Şenlendirici ile İstanbul’dan ayrılıp “benim gezegenim burası” dediği Kınık’a yerleşme hikayesini, tarımın dününü bugününü ve sanatı konuştuk. “En başta “yılda iki hafta gelir kalırız” diye aldım ben burayı. Şimdi beş yıldır komple yerleştim buraya, bizim için İstanbul artık ikinci adres oldu” dediği Kınık’ı ve her yıl bahçesinde düzenlediği klarnet kampının detaylarını öğrendik.

Sanıyorum 5 yıl oldu siz oraya taşınalı. İstanbul’un temposundan sonra köy hayatı nasıl gidiyor?

İlk geldiğim zamanlar arkadaşlarım, ailem bile sordu “hayırdır, İstanbul’da bir sıkıntı mı oldu niye taşınıyorsun” diye. Halbuki hayır, bunca yıl yaşadık da ne oldu İstanbul’da? Zaten benim işlerimle ilgili talepler menajerime geliyor. O bana söylüyor “şu gün şurada şöyle bir iş var” diye bende bakıyorum takvime, atlayıp gidiyorum. Daha yeni bir single’ım çıktı hatta. “Hatıran Yeter” parçamızı yayınladık, şu an tüm dijital platformlardan dinleyebilisiniz.

Koronavirüs durumunu nasıl görüyorsunuz?

Mevzunun gidebileceği en kötü nokta ne olur diye düşünüyorum… Kıtlık… Kıtlıktan önce bir aşama daha var ama, yağma. Geçen haber izliyorduk hanımla, Türkiye’den bir haber çıktı: Makarna bitmiş Türkiye’de, biri de çıkmış oradan “3 yıllık stokumuz var” dedi. Çok inandırıcı gelmedi bu haber ama zaten stok olsa ne olur. Makarna bu, iş o raddeye gelirse yetmez. Ardından Amerika’dan bir haber; “Amerika’da mermi stoku bitti”. Gerçekten değişik bir süreçten geçiyoruz…

Hep hayalimdi…

Aileniz de burada. Onların hayatı nasıl değişti?

Evet, ailecek buradayız. Naz zaten burada bir okulda okuyordu. Bu sene haziran gibi onu konservatuar sınavına götürecektik. Zaten evimiz var orada da.

Burayı kapatıp gitmeyecektik tabi. Ben haftasonları mutlaka buradayım. Kınık’da ben yaşam enerjisi alıyorum. Benim gezegenim burası. Çocuklar için çok çekici olmuyor bazen. Onlar İstanbul’da olmaya alışık. Ben 5 yaşında gittim İstanbul’a, bu zamana kadar da İstanbul’da yaşadım. Benim için biraz doyum oldu sanırım. Yıllardır yurtdışı konserlerine, festivallerine giderim. O tarafta mesela Belçika’da, İsviçre’de çok güzel çiftlikler görürdüm. Adamlar ekiyor, biçiyor, hayvanları var… Hep hayalimdi benim… Bir gün artık “ben bir Kınık taraflarına bakıyım” dedim. En başta “yılda iki hafta gelir kalırız” diye aldım ben burayı. Sonra “şurayı da yaptıralım”, “burası böyle güzel olur” diye diye üç günlük gelmeler beş gün oldu, beş günlük gelmeler on gün oldu derken beş yıldır komple yerleştim buraya, bizim için İstanbul artık ikinci adres oldu.

Klarnet sanatçısı Hüsnü Şenlendirici tarafından İzmir’in Kınık ilçesinde düzenlenen “4. Klarnet Kampı”, klarnete gönül verenleri bir araya getirdi.

Kınık’ta tarım ne durumda?

Bakırçay Ovası’da çocukluğumun geçtiği bir yer. Tütün, pamuk tarlaları vardı hep. O zamanlar tütün ve pamuk çok meşhurdu hep tütün, pamuk ekilirdi. O dönem buralar ya yemyeşil tütün ya da bembeyaz pamuk olurdu. Şimdi onun onda biri bile yok çünkü teşvik yok ve aracılar çok para kazanıyor. Öyle olunca ne çiftçinin emeğine değiyor ne yorgunluğuna değiyor ne alın terine değiyor ne de halka bir maddi faydası oluyor. Geçerken bakıyorum tarlalara mesela, doluyor boşalıyor hemen. Bir bakıyorum domates ekilmiş bir bakıyorum patlıcan ekilmiş… Her geçişimde “oh maşallah ne güzel ekilmiş” diye seviniyorum. Ben bu yaşamı çok seviyorum. Yeri geliyor tarlada fare de görüyorum yılan da ama bunlar da olağan şeyler. Bir yere giderken gözüm hala yeşilde “ne güzel çamlık”, “ne güzel yeşillik” diye diye geçiyorum. Bazen kızım, “baba zaten yeşilde yaşıyoruz biz de hiç mi bıkmıyorsun” diyor.

Dünyada Bakırçay Ovası’nın pamuğu çok meşhurdur. En üst fiyattan ihraç edilir ve en markaların en kaliteli kıyafetlerinde kullanılırdı. Benim yıllardır buradaki köylülerle otura kalka duyduğum, zamanında bazı ticaret hataları yapılmış. Adana’dan pamuk getirip Kınık pamuğu bu diye satmaya çalışanlar olmuş. Öyle olunca da alıcılar teker teker çekilmişler tabi. Biz zamanlar bembeyaz, kar gibi olan yerde şu an neredeyse hiç pamuk eken yoktur.

Aynı şekilde Kozak Yaylası’da kıymetlimizdir. Bakınca brokoli tarlasına benzer, harika ağaçlar var. Kozak’ın çam fıstığı altın değerinde, çok nadir bulunur ve Kozak’ın geçim kaynağıdır. İki gün önce bir arkadaşıma gitmiştim orada. Sosyal sorumluluk projeleri yapan, bilgili biridir. Çay içerken çayıma katmak için çam fıstığı istedim. Bilmeyenler olabilir; çam fıstığını kavurursun tavada, çay içerken katarsın “cilveli çay” denir ona. Çok severim ben. Küçükken ninem yapardı “balıklı çay” derdim ona. Neyse, ben öyle fıstık isteyince konusu açıldı, anlattı biraz. Artık neredeyse hiç bulunmamasının sebebi yaylada bulunan taş ocaklarıymış. Ocaklardan çıkan toz çam kozalaklarına etki ediyor o yüzden çam fıstığı çıkmıyormuş. Kötü bir tablo…

Benim zeytinyağım özel…

Kendi mahsulünüzü̈ nasıl değerlendiriyorsunuz?

300 zeytin ağacım var, ceviz, badem ve neredeyse tüm meyve ağaçlarından var. Limonumuz bir türlü olmuyor o da buranın toprağı ve rüzgarından. Ben yaklaşık iki tona yakın zeytin alıyorum. Onun 250-300 kilosunu hem kendimiz hem de eşimize, dostumuza vermek için yağ yapıyorum. Benim yağımın bir de özelliği var…

Müzikle büyümeleri mi yoksa…

Evet! Ben her yıl burada 250 klarnetçiyle klarnet kampı yapıyorum. Sahne kuruyoruz, çadırlar, özel havuz bile yaptırdım onun için çünkü temmuzda yapıyoruz, doğum günüme denk getiriyorum, hava çok sıcak oluyor. Bir tane tweet ile başladı o hikaye de… “Bir klarnet kampı mı yapsak” dedim, milletten cevaplar geldi. Ben burada yapmak istiyordum, birisi “abi Kınık’ta yapsan ne güzel olur” yazdı ondan sonra o gazla başladım çalışmalara. 4 yıldır yapıyoruz. Biraz yoruldum açıkçası, hazırlıkları ve toplanmasını da işin içine katınca benim tüm yazım bitiyor. Öyle olunca gidebileceğim konserlere de gidemiyorum. Geçen yıl yapmayacağımı duyurmuştum ama o kadar çok talep geldi ki yaptık yine de. Bu yıl zaten koronavirüs yüzünden yapılamayacak.

Kâr elde etme düşüncem yok

Bir sponsorla, ajansla çalışıyor musunuz peki bu kamplarda?

Hayır tamamıyla biz ilgileniyoruz her şeyle. Aslında olabilir, olması da gerekir belki ama ben öyle bir adam değilim. Başta bazı görüşmeler planladık aslında ama sonra vazgeçtim açıkçası, her şeyiyle kendimiz ilgileniyoruz burada. Mesela bana 1 ay ver tüm organizasyonu toplar kampı yaparım sana ama şirket görüşmeleriyle ben pek ilgilenmiyorum. Zaten bütçe konusunda bir kar elde etme düşüncem yok. Belli bir seviyeyi korumak için ufak bir ücret alıyoruz ama onu da giderler için kullanıyoruz. Gelir-gider eşit olsun benim için yeterli.

Peki, bir vakıf kurmayı düşündünüz mü? Belediyeler işbirlikleri bile daha kolay olur bir vakıfla.

Dediğim gibi, o konularla çok alakam yok.

İzmir adına bir şeyler yapılabilir belki…

Kesinlikle. İşte buna varım. İzmir Türkiye için çok büyük bir değer. İzmirli çok değerli sanatçılar var, dünya çapında isimler var. Mesela ben köydeyim diye işi gücü bıraktım sanıyorlar ama benim nerdeyse her ay üç yurtdışı konserim var, kapalı gişe çıkıyoruz hepsine de. İzmirli sanatçıların dahil olduğu bir proje geliştirilse şehrin tanıtımı için de ülkenin tanıtımı için de harika olur. Mesela sanıyorum dört sene önceydi, International Jazz Day etkinlikleri düzenlendi. Jazz dünyasından en iyi isimler orada buluştu. Bilal Karaman ve Dianne Reeves ile sahne performansımız vardı, ağzı açık kaldı dinleyenlerin. Daha nice sanatçılarımız var, mutlaka bu konuda kapsayıcı bir proje yapılmalı.

Yurtdışında tepkiler nasıl?

Çok iyi. Avrupa’nın dışında Kuveyt, Katar, Dubai, Mısır… Çok çalıyoruz oralarda. Gerçi Mısır karışık olduğu için artık gidemiyoruz pek. Artık öyle ki, halk tarafından sokakta tanınıyoruz. Tunus da öyle. Tunus’ta tanımayan yok desem yeri var. Amerika’ya, İran’a gidiyoruz. Mesela geçen yıl İran’a gittik, biletler 3-4 gün önceden bitmişti. O kadar yoğun istek vardı ki “aynı gün ikinci konseri yapar mısınız” dediler. Yaptık ve o da doldu.