ATLAS VAZGEÇTİ

Artık sıra şirketlerde… Markalarda… Bizlerde…

“Yeni Normal- Yeni Düzen-Yeni Çağ- Yeni Dünya-Yeni Her şey- Değişim- Dönüşüm- Yeni Oluşum..” vs. Bu yazımdan bunların hiçbirinden bahsetmeyeceğim. Çünkü artık bende, içerisinde bu kelimeler geçen içerikleri 100 günden fazladır okumaktan, dinlemekten ve izlemekten yoruldum ve çok sıkıldım. Bu yazım; esasında yıllardır yazı yazdığım her mecrada hemen hemen çoğu makalemin içerisinde, konuştuğum pek çok ortamda ve -beni tanıyanlar iyi bilirler; katıldığım profesyonel eğitim ve sunumlarımda mutlaka dönüp dolaşıp bir köşesinden ele aldığım, mutlaka değindiğim, sunduğum ve üstünde durduğum bir konudur.

Atlas, Yunan Mitolojisi’nde Lapetos ile Klymene’nin 13 çocuğundan en güçlü olanıdır ve mitolojide insanlar için ateşi çalan Prometheus’un da kardeşidir. Atlas, erkek kardeşi Menoitios (Menoetius) ile birlikte, Titanların Olymposlu tanrılara karşı açtığı büyük savaşa katılmış ve bu savaşta Titanlara önderlik etmiştir. Savaşı, Olymposlu tanrılar kazanınca Zeus, Menoitios dahil, savaştığı Titanların tümünü Tartaros’a kilitlemiş, ancak Atlas’a daha farklı bir ceza vermiştir. Bu ceza uyarınca Atlas; dünyanın en batı ucunda dikilip gök kubbeyi omuzları üstünde taşıyacak, onu bir an olsun sırtından indiremeyecektir. Diğer Titanlar Tartaros’a (ölüler diyarının en altı) gönderilirken; Atlas’a bu denli büyük bir ceza verilmesinin nedeni, tamamen bitmek tükenmek bilmeyen kibridir.

 “Atlas Silkindi ve Atlas Vazgeçti” aynı zamanda 1905- 1982 yılları arasında yaşamış efsanevi yazar ve filozof Ayn Rand’ın vahşi kapitalizmin ve rasyonel bencillik ile kapitalist bireyselliğin başyapıtı olarak kabul edilen felsefi eserlerinin de adıdır. Rand’a göre insan; değerlerini ve hareketlerini mantık kullanarak seçmelidir. 1957 yılında yayımlanan kitapta, “Para her zaman bir etki olarak kalmalı; asla sebep haline gelmemelidir. Para iyiliklerin ürünüdür, ama sizi iyi kılamaz, günahlarınızı telafi edemez” gibi temalar sıklıkla vurgulanmaktadır. Rand’da -tıpkı benim gibi; sanayicileri ve üretenleri çok sever; onları üretme becerileri sebebiyle –üretimi de insan mutluluğunun temeli olarak gördüğü için- eserlerinde çokça öne çıkartır ve önemser. Üreten insanın ahlaklı olduğunu varsayar ve kitaplarında genellikle; üretim yapan hiç kimse herhangi bir ahlaksızlık olayına girmez. Rand’a göre; insanın güzelleştirebileceği sadece bu dünyadır. Aslında “var” olan da sadece budur ve buradadır. Bilgi de aynen para gibi, enerjinin yoğunlaşmış şeklidir ve onu taşıyamayacak insanın elinde ya çarçur olup gider ya da korkunç bir silaha dönüşür.

Atlas Artık Vazgeçti… Birbirimizi, dünyamızı ve gök kubbeyi bu derece hırpalayan biz insanlar karşısında; daha fazla bu gök kubbeyi sırtlamayı artık reddetti, yoruldu… Şimdi sıra bizlerde…

Nasıl mı? Buyurunuz hemen bir örnek: E-ticaret ve bulut bilişim şirketi Amazon; iklim değişikliğinin etkisini azaltmak ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek için 2 milyar dolarlık teknoloji yatırımı yaptı. ABD merkezli şirketin kuracağı iklim fonu; lojistik, enerji, depolama, imalat, gıda gibi alanlara odaklanacak. Yılda yaklaşık olarak 10 milyar ürün teslim eden ve ulaşım ağı ile hatırı sayılır bir karbon ayak izinden sorumlu olan Amazon bu kararında çevreci aktivistlerin mi, çalışanlarının mı, yoksa 10 milyar ürün ile tüm dünyada dokunduğu müşterilerinin ve paydaşlarının mı baskılarının etkisinin olduğunu bilemeyiz elbette ancak öyle veya böyle sonuçta Atlas’ın yükünü alabilmek adına atılan şahane bir adım olarak nitelendirebiliriz.

Başka bir örnek ise dünya devi Unilever’den. Unilever, ürünlerindeki sera gazı emisyonunu sıfırlamak için iklim değişikliği projelerine önümüzdeki 10 yıl içerisinde 1 milyar avro yatırım yapacağını duyurdu. Planı ise; 2039’a kadar hedefe ulaşmak. Yani Paris Anlaşması’ndan tam 11 yıl öncesinde tamamlamak. Nestle ve Thyssenkrupp gibi büyük dünya devleri ise “Karbon Notr” olmak için ise 2050’yi hedefliyorlar. Dünya tekstilinin dev ve köklü markası Lacoste ise ikonik olan timsah logosunu değiştirip yine ikonik olan ve çok satılan ürünü olan yakalı tişörtlerinde soyu tükenmekte olan gergedan, Caretta Caretta gibi canlı türlerinin sembollerini timsah yerine nakış olarak işleyerek farkındalık yaratıyor. Benckiser; “Yarının Suyu” projesi ile “Basit alışkanlıklarımızı değiştirerek; yakın gelecekte suyun tükenmesini önleyebiliriz” mottosu ile sularımızın israfını önleme konusunda farkındalık yaratıp; su ayak izimizin verimli kullanılmasını hedefliyor.

Aslında yukarıda saydığım pek çok örnek; Türkiye’de de uygulanıyor. Ancak genellikle standart ve uyulması zaruri regülasyonlar çerçevelerinde. Peki, tüm bunlara ek olarak neden Türkiye’de faaliyet gösteren en büyük e-ticaret firmaları, zincir marketler, zincir tekstil firmaları, ilk 100’de yer alan en büyük üreticiler, lojistik firmaları şunu söyleyemiyorlar: “Bundan böyle sadece karbon ayak izi şu, şu şu baremlerde olan şirketlerin ürünlerini alıp satacağım ve sadece bu firmalardan ürün tedarik edeceğim ve her yıl benim mağazamdan içeri giren her bir ürün ve tedarik zincirim için kendi karbon ayak izi, su kullanım prosedürleri vs. denetim parametrelerini tüm zaruri regülasyonlara ek olarak bir de ben buna ekstra şartnameler ve kurallar getirip denetleyeceğim.”

Bizler aslında pek çok şeyin farkındayız. Ancak sosyoekonomik ve sosyokültürel anlamda bizler kadar bilinçli olmayan tüketiciler için tüm üreticilerin giymeyeceklerini giydirmemek yemeyeceklerini yedirmemek-içlerine sinmeyen koşulları Ayn Rand’ın bahsettiği “kapitalist bireyselliğin” içerisindeki sadece satış fetişi ile piyasaya sürmemeleri; mevcut regülasyonlar haricinde aslında, daha ürünleri ve / veya hizmetleri tüketicilerine ulaşmadan evvel kendi tedarikçilerinde kendi ekstra yaptırımlarını uyguladıklarında- yaptıklarının mevcut müşterilerinin de bilinçlenmesine ve elbette zincirleme olarak topyekün “İYİLEŞMEMİZE” katkıda bulunacaklarının ve dahası; “Marka Değer Önermeleri”nin bu çerçevelerde revize edilip-belki de yeniden ele alınıp değerlendirilip-yenilenmesi gerekliliğinin sorumluluğunu almak- yüklenmek- ve bu çerçevelerde artık hepimizin, tüm şirketlerin, tüm markaların elini taşın altına koyması gerekliliği ve bilinci ve sorumluluğu ile hareket etmek ne Yeni Normal- ne Yeni Düzen ne de Yeni Dönüşümdür. Bu geç kalınmış, ötelenmiş ve üstüne “Gerekli regülasyonlara uyuyorum ya!” zihniyeti ile ekstra bir çaba göstermeme özensizliğidir.

Zeus, Atlas’a aslında gök kubbeyi değil; varlığını ceza olarak yüklemiştir. Var olduğunu unutamayacağı bir ağırlığın altında olmasıdır onun bitmeyen cezası… Sorumluk, var olmak, sorgulamak, nedenlerle, niçinlerle içinden çıkamayacağı bir sarmalda düşünür durur… Bizler de aslında böyleyiz işte; var olma telaşı içerisinde sürdürüyoruz hayatlarımızı. Atlas; geçmişiyle geleceğini sırtlar omuzlarına. Bu aslında, Atlasın ölene dek taşıması gereken benliğidir…. Zeus, onu aslında kendisi ile cezalandırır ve varlığını asla unutamayacağı bir ağırlığın altına sokarak had bildirir. Dev titan suskundur, kibrinden eser kalmamıştır. Şu “Gök kubbenin altında böyle iki büklüm dururken insanların bütün sorunları gelir kulağıma. Onlar kendi paylarına düşeni sorguladıkça, her şeyin boş olduğunu daha iyi anlarım.” Zaman zaman dertlerinden kaçıp kurtulmak istese de… Ancak kısa süreliğine devreder bir başkasının sırtına… Ve tekrar geri almak koşuluyla. Gerçekte onu güçlendiren ve direncini artıran yükün aslında varoluşunun da nedeni olduğunu bilmeden.

Müşterilerimize, çocuklarımıza, dünyada, bizim haricimizde ve maalesef hatta bize rağmen yaşayan ve yaşamaya çalışan her bir canlıya karşı sorumluyuz. Geleceğimizi hakkı ile sırtlayabilmek, kibirleri, egoları, para ile iyi olmaya ve etki yaratmaya çalışanları, sorgulamak; aslında kendi benliğimizi de bir anlamda sorgulamaktır. Var oluş sebebimizi yük olarak görmeyip; kapitalist bencillik değil; kolektif bilinç adına neden ve niçinlerin üstünde durmalı ve derinleştirmeliyiz.

Lütfen şimdi yapalım… Şimdi başlayalım… Hemen… zira bu bir başkasına bırakamayacağımız kadar önemli ve artık zaruridir.

“Çünkü.. Dünya’da Herşey Yıkılsa Bile; Sadece Gelecek Yerinde Duracaktır.. ”

Christian Nestell Bovee